Bizim hâlâ ölüleri gömdüğümüzü duyduklarında çok şaşırdılar; bunun nedenini sordular ve söylediklerimizden hiç tatmin olmadılar. Onlara imanımız icabı bedenimizin dirileceğine inandığımızı anlattık; onlar da yıllar yılı çürüyen bedenimizi dirilten Tanrımızın küllerden de diriltip diriltmediğini sordular.İnsanların sevdiklerini yakma fikrinin itici bulduğunu söylediğimizdeyse, çürümeleri fikrinin de bir o kadar itici olup olmadığını sordular.Bu kadınlar rahatsız edici derecede mantıklıydılar.
Doğuştan yaşlı bir çocuktum.Nerden öğrenmiştim böyle ağdalı cümleleri? Büyüyor muydum? Büyüyünce her şeyi süsler miydik böyle? Ne biçim büyüyor insan... Ne kadar çok anlamazsam ,ne kadar çok kafam karışırsa o kadar çok mu büyüyecektim? Hem ne kadar çok soru soruyorum bu eve geldiğimden beri . Bu ev mi büyütüyor beni? Niye susmuyor içim? Bende kendimle iç savaş içinde miyim ? Savaşmak istemiyorum ki...Kim soktu beni bu savaşın ortasına? " En kötüsü iç savaştır " diyordu dedem .Haklı mıydı yoksa ?
Konuşmamakla susmak,görmekle bakmak farklı şeylerdi. Ta çocukken öğrendim. O büyük olan her şeyin içindeyken küçükken öğrendim bunu..yine değişmedi hiçbir şey. Hep bakmakla görmek,susmakla konuşmamak arasında kaldım ben.
Haydi kalk! Bedeni altında ezilmediği takdirde her türlü savaşmadan zafere çıkan cesaretini, gayretini eline al da yorgunluğunu yenmeye bak! Daha uzun merdivenden tırmanacağız.