İnsanlar, bu deneyimin benim yaşamımı ne yönde değiştirdiğini öğrenmek istiyorlardı. Benim yanıtım ''derinlemesine'' oluyordu. Birleşik devletlere döndükten sonra babam öldü. Bu son yolculuğuna çıkarken onun yanındaydım, elini tutuyor, ona sevgimle destek olmaya çalışıyordum. Cenazesinin ertesi günü, üvey annemden babamın anısına saklamak için bir kravatını eski bir şapkasını bir kol düğmesini istedim. Beni reddetti.''Sana göre bir şey yok.'' dedi. Eskiden olsa, ona duyduğum öfkeyi belli ederdim. Oysa o gün zihinsel olarak beni terketmiş olan o sevgili ruha rahmet diledim ve ana babamın evinden son kez çıktım. Yeni varoluşumla gurur duyuyordum. Gözlerimi kaldırıp gökyüzüne baktım, ve babama göz kırptım.
Şimdi inanıyorum ki üvey annem sevgi dolu bir sesle ''Elbette. Bu ev senin anne ve babana ait eşyalarla dolu. İstediğini alabilirsin.'' deseydi, bundan çıkaracağım bir ders olmazdı. Benim beklediğim zaten böyle sözlerdi.
Benim olan şeylerin bana verilmemesi beni olgunlaştırdı ve o zaman bu ikilemi öğrendim.
Gerçek insanlar bana bir sınavı geçmem için önce o sınavı geçmem gerektiğini söylemişlerdi.
Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasında ki farkı anlayabilme sağduyusu ver.
Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzdan bir insana, bir insandan diğer bir domuza, yine bir domuzdan tekrar insana baktılar. Fakat hangisinin domuz, hangisinin insan olduğunu ayırt etme olanağı artık kalmamıştı.