Bazen ölmektir yaşamak. Hem de sonsuza dek ve büyük bir "usta" olarak. İşte bugün Attila Jozsef tam da bunun kanıtıdır. Hayatıyla, şiirleri ile ve çaresiz ölümü ile adını tarihe kazımıştır. Düzenle ters düşmüş, kabul edilememiş, düzen sahipleri tarafından sanat ve hayattan dışlanmış bu büyük şair "iş işten geçince" hak ettiği saygıyı görmüş, yetmemiş heykelleri dikilmiş.
Yalnızlaştırılmadan, ötekileştirilmeden önceki şiirlerinde gerçekçilik ve romantizm bir arada görülür.
"Bir gün ne yapıp edip bulacaksın Hem yemek pişiren hem öpen bir kadın
Çıtırdıyor samanlar, yat artık uyu
Bir gün ne yapıp edip bulacaksın."
Çaresizlik ve yokluk içindeyken de umut vardır henüz.
Dışlandıktan sonrasında ruhsal bunalıma girer ve bu durum şiirlerini de etkiler.
" Siz masumlar,
çizmeler altında çığlık çığlığa
bağırıp deyin ki ona: Çok canım yanıyor. "
Seçkide de görüleceği gibi kısa hayatının son iki yılında şiirlerine, umutsuzluk, karamsarlık ve kırgınlık
yerleşmiştir.
Şair, oldukça yalın, akıcı bir dille, gereğinden fazla metafora girmeden kendisinin ve zamanın Macar toplumunun gerçekliğini, acılarını dile getirmiştir şiirlerinde. Çok sade ve basit bir anlatımı vardır ancak kelime oyunlarını ve ironileri o kadar doğru kullanır ki okurken yaşıyorsunuz. Bir çok şairin ince bir işçilik ile okura geçirdiği duyguyu o kadar kolay ve sade şekilde yapıyor ki şaşırıyorsunuz.
" Ağzım söylerdi mırıl mırıl ben söylemesem:
keşke hepiniz günahkar olsanız da
kalmasan böyle yapayalnız bir başıma."
***
Yazmak nasıldır bilmiyorum ama şiir okumak keyifli bir iştir. Türkçe yazılan yüzlerce güzel şiir okudum. En güzel kendi dilinde ifade eder şair kendini muhakkak, kendi dilinde yazar. Bir şiir, başka bir dile çevrildiğinde ise mutlaka biraz değişir ve aynı