Tahar Ben Jelloun'un enfes yazımı, bir tanıklıktan yola çıkan bu zorlu hikâyeye tüm gücünü ve derinliğini kattığını hissettim. Ben Jelloun, "Kutsal Gece" ile Goncourt ödülünü kazanmış ve Frankofon edebiyatının bir dehasıdır; aynı zamanda filozof, psikiyatrist, ressam ve şairdir. Aydınlanmış İslam üzerine birçok eser kaleme aldığını ve ayrıca kitaplığımda Fransızca baskısı bulunan "Le racisme expliqué à ma fille" yani Türkçe adıyla "Kızıma Irkçılığı Anlatıyorum" kitabının da yazarıdır. Jelloun’un güzel bir ruha, hayranlık uyandıran bir insaniyete, bir bilgeliğe ve bir alim imajına sahip olduğunu görebiliyoruz.
«En sert, en dayanılmaz sessizlik, ışığınkiydi. Kuvvetli ve çoğul bir sessizlik. Gecenin sessizliği vardı, bir de hiç değişmeyen ışığın sessizlikleri de vardı. Uzun ve bitmeyen bir yokluk.» S. 68.
Orijinali 2001 yılında yayımlanan bu roman, 1971'den 1991'e kadar Fas'ta yaşanan olaylara bizi geri döndürüyor. Fas'taki Tazmamart cezaevinin eski bir mahkûmunun tanıklığından esinlenilmiş. Yani gerçek bir olaydan ilham alan bu hikâye, birinci ağızdan, hücreye mâhkum edilmiş, ışıksızlığa, soğuğa ve ayakta duramama haline katlanmak zorunda kalmış bir mâhkumun düşüncelerini ve gücünü anlatıyor. Hastalıklar ve ölümlerle çevrili olan mâhkum, hayatta kalmak için kendini şartlandırır; geçmişini unutmaya ve ışığı yeniden görme umudunu reddetmeye zorlar: çünkü bu yerlerde umut insanı delirtir. «Ah! Ani bir ölüm, ne büyük kurtuluştu! Duran bir kalp! Patlayan bir damar! Yayılmış bir iç kanama! Derin bir koma! Hemen ölmeyi arzulama raddesine gelmiştim.» S. 30. Romanın bu çelişkili başlığı, Ben Jelloun'un üslubuna dair bir ön izleme sunarken, okuyanı derinden sarsacak bir şoku da beraberinde getiriyor diyebilirim.
«Hatırlamak, ölmek demek. En büyük düşmanın hatıralar olduğunu