Yarı otobiyografi olarak yazılan bu eser için öncelikle çevirmen Levent Cinemre' ye teşekkürler etmek isterim. Kitapta geçen bazı yerlerde London un hayatı ile bağlantılı konuları, kitapta bahsi geçen akımları, yazarları vs notlar kısmında 36 safya boyunca derinlemesine ele almış. Çok memnun kaldım.
Gelelim Martin Eden ' e. Kitapta ilerledikçe neden daha önce okumadım diye kendi kendime hayıflandım. Sonralara doğru hiç bitmesin istedim. Martinle aç kaldım, o daracık odada uyudum, misafirlerimi ağırladım, 5 saatlik uykuyu kendime çok görüp yazdım , yazdım , yazdım... Aşka yenildim, burjuvaziye yenildim...
Basit bir denizci, kavgacı serseri iken çok çalışıp, gecesini gündüzüne katan Martin Eden dil olarak, fikir olarak gelişti ama kendinden de çok şey kaybetti. Kitaplarla tanışmak, sorgulamak, düşünmek onun hayatını çok farklı bir yerlere evirdi. ( " Halk kütüphanesindeki binlerce kitabı ilk gördüğünde ağzı açık kalan ama sonrasında kitapların içinde yolunu bulmayı öğrenip onların efendisi olandı; geceleri yağ yakarak çalışan, mahmuzunu ayarlayıp yatan ve kitaplarını kendi başına yazandı." Sf: 451) Ama her evriliş mutluluk getirir mi? Bu şüphe götürür. ( " Uyku onun için unutmak demekti; uyandığı her sabahı kederle karşılıyordu. Hayat onu kaygilandiriyor, sıkıyor, zaman ise eziyet gibi geliyordu" sf:465 )
Evet mutlu sonla bitmedi. Martin onca çabaya rağmen mutlu olmadı. Değişmez gerçeği bir kez daha gösterdi: Etiket herşeydi!!!