Öteki dünyayı anlamayan, gerçekte bu dünyayı da anlamamıştır. İslam uygarlığı, temeli inanç olan hakikat uygarlığıdır. Onda üç ilkeyi yan yana ve iç içe görürüz: hayat, ölüm ve sonrası ilkelerini.
Bizim metafiziğimiz Tanrı ve ahiret inançlarıyla şahdamarında gürül gürül canlı bir kan akan bir metafiziktir; islam uygarlığının temel ilkesi olan mutlaklık aleminin bu dünya penceresinden görülen manzarasıdır. Bu dünya aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnottur.
Evet, fizikötesi, hayatın içindedir. Nasıl ki, hayat da onun içindedir. Onunladır ki, hayat, Tanrı'nın boyasıyla boyanmaktadır. Geçmez ve aşınmaz boyayla.
"Bize hiçbir şey yapılmadı, sadece mutlak hiçliğe yerleştirildik, çünkü malum olduğu üzere yeryüzünde hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar baskı yaratmaz. "
Hiçliği varlık aleminde tasavvur edebilir miyiz? Belki bir nebze. Bir nebzesi bile bana dehşet verici geliyor. Fakat varolman hazzına varabilmek için hiçliği hayal etmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Kitapta Dr. B. bir kaç parça eşyanın olduğu bir odaya bırakılıyor ve ona hiç bir şey yapılmıyor. Durumu şöyle tasvir ediyor.
"Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her tarafta kesintisiz bir hiçlik, tümüyle boyutsuz ve zamansız boşluk vardı."
Pek tabii insan hiçbir şey yapmadan durabilir mi? Duramaz. Karakter, bir şeye tutunuyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere satranca. Satranç oynayarak kendini hiçlikten kurtarmaya çalışıyor. Adeta savaşıyor! Bu savaşı iliklerime kadar hissettim...
Kitabı bitirdikten sonra da dedim ki, beni yokluktan çıkarıp var edene, varlık alemine koyana şükürler olsun...
Velhasıl, Zweig'ın ustalıkla işlediği bu eseri, önce hiçliğin karanlığını tadıp sonra da varolmanın hazzına ulaşmak isteyen herkese tavsiye ediyorum :')