Hey, böcek misin nesin sen? ayaklarımın altında dolaşıp durma! Yoksa seni bir lokmada yutarım der. Çıpalak da ona; kurt, beni yeme, yersen seni köpek yaparım ha! karşılığını verir. Kurt buna kahkaha ile güler.
hah hah hah.
Kurdun köpek olduğu duyulmuş mu hiç küstahlık ettiğin için seni bir yiyeyim de gör! Kurt böyle söyleyerek parmak çocuğu yutuverir, ondan sonra da unutur. Yuttuğunu unutur ama başı da beladan kurtulmaz. Ne zaman bir koyun sürüsüne yaklaşacak olsa Çıpalak karnından bağırmaya başlar:
hey, çobanlar, kalkın! Ben Bozkurt, geldim, koyunlarınızı yiyeceğim!
Kurt ne edeceğini bilemez, kendi kendini ısırır, yere yatar, yuvarlanır. Ama Çıpalak durmadan bağırır:
hey, Çobanlar, koşun buraya! Sopalarınızı alın, dövün beni!
Sopayı kapan kurdun üzerine yürür, kurdun kaçmaktan başka Kurtuluş yolu yoktur. Kurt kaçar, Çobanlar kovalar. Kurt bir yandan aptal aptal bağırır:
yetişin! Vurun! Boz canavar çobanlardan paçayı kurtarır ama ağlanacak bir haldedir. nereye gitse Çıpalak onu ele verir. her yerde sopa yemekte, alayla karşılanmaktadır. Zavallı kurt açlıktan bir deri, bir kemik kalır. Bir gün boz canavar dişlerini birbirine vurarak kendi kendine:
nedir benim bu çektiklerim diye homurdanmaya başlar ne diye gittiğim her yerde belayı kendim çağırıyorum yoksa yaşlandıkça aklımı mı oynatıyorum.
O sırada Çıpalak karnından şöyle fısıldar: Taşmatın sürüsüne koş, yağlı yağlı koyunlar var. Baymatın sürüsüne koş, çoban köpeklerinin kulağı sağırdır. Ermatın süresine koş, çobanların hepsi uyuyor. Fakat kurt yerinden kıpırdamaz: hayır, artık hiçbir yere adımımı atmam."" En iyisi gideyim de birinin köpeği olayım, "" diye söylenir.