Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ve ma kade-ru'llahe hakka kadrihi / Allah'ı gereği gibi tanımadılar." (En'am, 91) Her bilinen ve tanınan bağlamında tanıma/marifet iki olguyla ilintili olur: Bu olgulardan biri hak, biri de hakikattir. Hak, akılların delil yoluyla idrâk ettikleri bir şeydir. Hakikat ise; keşif ve müşahede ile idrâk edilir. İdrâk edilecek bir üçüncü olgu kesinlikle yoktur.
İnsanlar değişik mizaçlarda yaratılmışlardır. Bir kesim insan kalabalıktan hoşlanır. Şu bu demeden herkesle diyalog kurar, uzak, yakın demeden herkese samimiyet kurar. Bir kesim insan da yaşamını dört duvar arasında, insanlardan uzak olarak sürdürmek ister. İslam her iki anlayışı düzelterek rayına oturtmak ister. Birinci kesime şunu hatırlatır;
Dinini muhafaza ederek insanların arasına katıl. Diğer kesime de şunu hatırlatır “ Mümin yumuşak huylu vakarlı seven ve sevilen bir insandır.”
Hazreti peygamber şöyle buyurmuştur; “İnsanlar arasına katılıp, eziyetlerine katlanan mümin, insanlar arasında katılmayıp eziyetlerine katlanmayan müminden daha hayırlıdır.”
“Ahiret çerçevesi dünya çerçevesi gibi değildir. Bu yüzden dünya hayatının ahiret hayatı olması uygun olmaz. Bilâkis ahiret hayatının, Hz. Resulullah (s.a.v.) söylediği gibi nimet ehli için saf, ince, güzel ve mutedil, cehennem ehli için de bunun tam tersi olması kaçınılmazdır. Çünkü dünya bulanıktır ve değişkendir, bu yüzden dünya hayatı hastadır, sakattır, karanlıktır; buradan taşınmak kaçınılmazdır; hayat değiştirmek zorunludur. Nitekim bunu gerçek olarak gördükleri için, ayetin sonunda işaret edildiği gibi "Lev la ahhartena ila ecelin karibin (Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?" (Nisa, 77) demişlerdir. Çünkü hayatı değiştirmekten başka çare yoktur.”
Şeytan insanoğlunu Rabbi’nden uzaklaştırmak, O’nu anmamasını sağlamak için vesvese vermekten bir ân bile geri durmuyor. İnsanın helakını istiyor.. Kıyamet günü bu durum ne insanın ne de iblisin yararına olacaktır.