Sapık kimsenin sapmasının nedeni, ulûhiyeti ilâh olmayana nispet etmesidir. O söz konusu mabuda ibadet ederken ulûhiyet sırrına ibadet etmiştir ve bu da sadece yüce Allah'a ait bir niteliktir. Çünkü yüce rabbimiz bu sırrın etkisini o mabuda yansıtmamıştır. İşte "Ve ilahukum ilahun vahidun la ilahe illa hu/İlâhınız bir tek ilâhtır. O'ndan başka ilâh yoktur." (Bakara, 163) ayetinin ruhu budur. Böylece ayet hakikat hükmü açısından olumsuzladığının aynısını olumluyor. Allah'tan başka şeylerin ilâh edinilmesi, onlara izafe ettikleri niteliklerden kaynaklanmaktadır. Yani onları yontmuş, sonra onlara isim vermiş ve tanrı olarak önlerine koyarak ihtiyaçlarını onlara sunmuşlardır. Burayı iyi anlayın, çünkü bu enteresan bir sırdır.
Sana "al" dediği zaman, "sen al" de. Sana "dön" dediği zaman, "senden sana" de. Eğer sana "Ben sana "al" dediğim zaman, nasıl bana "sen al" diyebiliyorsun, ben almam ki?" dese, O'na de ki, "ben de gerçekte almıyorum. Çünkü almak bir fiildir. Oysa benim fiilim olamaz. Dolayısıyla alan sensin. Çünkü fail sensin.
İnsanlardan uzaklaşıp uzlete çekilen kimse, insanlar kendisine gelsinler diye kapısını açık tutmaz. Yalnızlıktan, uzletten maksat, insanları ve onlarla oturup kalkmayı, muaşeret etmeyi terk etmektir. Bu arada insanları terk etmekten maksat, onların suretlerini terk etmek değildir. Aksine, bundan maksat, kalbinin ve kulağının, onların boş sözlerinin dolduğu kaplar olmamasıdır. Aksi takdirde kalp, âlemin hezeyanından, saçmalıklarından arınamaz.