Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
Özgürlüğünü istemeyerek sattığını kadın nereden biliyordu? Neden ilk sözcükle birlikte yarasına, varlığının zedelenmiş ve en hassas yerine, nabız gibi atan noktasına, özgürlüğünü yitirip varlığına yalnızca göz yumulan, kiralık, parayla tutulmuş biri olma korkusuna dokunmuştu? Elinin tek bir hareketiyle bütün bunları onun üzerinden nasıl sıyırıp atmıştı?