@okuma_rotam kitap kulübünün benim için ilk kitabı. Okuyalı çok oldu ama bir türlü yorum yazmak için hazır hissedemedim. Kulüpte uzun uzun üzerine konuştuk ve kitabın hangi yönüne vurgu yapacağım konusunda kafam oldukça karıştı.
Ahh Marco diye başlayasım, Marco'nun mezarına gidip geçti diyesim var. Zira ebeveyn, eş, çocuk travmanın her türlüsünü dibine kadar yaşayan kahramanımız, hayatı boyunca belki de sadece ölürken gerçek anlamda mutlu olmuş.
Marco yaşıtlarına göre daha cılız yapılı olduğu için annesi ona #sinekkuşu lakabını takmış. Oysa bilerek ya da bilmeyerek Marco hayatı boyunca bütün hayat mücadelesine rağmen bir #sinekkuşu gibi yerinde kalmış. Zira sinekkuşları ne kadar hızlı kanar çırparsa çırpsın yerinde uzun süre kalırmış.
Büyüyüp göz doktoru olan Marconun hayatı, bir gün muayenesine gelen karısının psikiyatrisiyle ettiği sohbet sonrası değişiyor. Roman bu diyalogla başlasa da romanda çok sayıda farklı anlatım tekniği kullanılmış. Mektuplar, anılar, farklı zamanlar derken açıkçası karakterler oturana kadar okumak bir hayli zor.
Kızıyla ilişkisi romanın bel kemiğini oluşturuyor. Kızının babasının ilgisiz tavırlarıyla ilgili olarak sırtında hayali bir iple gezmesi, sonrasında babasıyla geçirdiği muhteşem zamanlardan sonra babasız bir bebek dünyaya getirmesi bir hayli çelişkili.
Romanda dikkat çeken bir başka unsursa kahramanın her koşulda devam ettiği kumar alışkanlığı. Çok sevdiği kızını hasta hasta kumar masasına götürdüğünde yeter artık diye kızarken kızına olan düşkünlüğüne hayran oluyorsunuz.
Aynı zaman da unutamadığı eski aşkı, hiç bir zaman kuvvetli bir bağ kuramadığı kardeşi, etrafına hep bela getiren ama Marconun hayatını kurtaran Adı lâzım değil de romanın çarpıcı karakterlerinden.
İtalyan Edebiyatı'nın ağdalı anlatım tekniğinden sıyrılıp sade bir