hüdaverdi türk

Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek’teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkesin kendi adına belli bir yardımda bulunduğu mecliste, Mûsâ Efendi , büyük bir meblâğ uzatmış ve: “–Bir dostun buraya verilmek üzere fakire emâneti!” diyerek takdim etmişti. Ehl-i basîret müstesnâ, orada bulunanlara bu ifâde, verilen parayı meclise gelemeyen birinin gönderdiği intibâını uyandırmıştı. Ancak onun emânet dediği kendi malı, dost dediği de Cenâb-ı Hak idi...
Musa topbaş·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
1) “Def’-i mefsedet, celb-i menfaatten mukaddemdir.” Yani bir işte, fayda ve menfaatin yanında zarar ve fesat da varsa, zarar ve fesâda düşmemek için o fayda ve menfaatten vazgeçilmelidir... Çünkü İslâm’da yasaklara îtinâ, emirlere îtinâdan daha ziyâdedir. Böylece; “her mü’mine farz olan «haramdan sakınma» vazifesinin, nâfile ibadetlerden daha mühim” olduğuna işaret buyururlardı. Bu hakîkati her suâl sahibi, kendi hâline göre anlardı.
Sami efendi·Kitabı okudu
• “İnsanlar dört kısımdır: Nâmerdler, merdler, civanmerdler, ferdler. –Dünyayı isteyen nâmerd, –Âhireti isteyen merd, –Âhiretle birlikte Hak Teâlâ’yı isteyen civanmerd, –Yalnız Hak Teâlâ’yı isteyen ferddir.” [959]
• “Her amelin bir keyfiyeti vardır. Namaz, bütün keyfiyetleri kendisinde toplamıştır. O, Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, tesbîhât, salevât-ı şerîfe ve istiğfar gibi zikirlerin nurlarını ihtivâ eder. Eğer namazın edepleri hakkıyla yerine getirilirse, Asr-ı Saâdet’in hâllerine benzeyen en sağlam ve doğru hâller namazda hâsıl olur.”
İmâm-ı Rabbânî kendisi de müridlerine dînî ilimlere âit muhtelif kitapları okutur, uzak bölgelerdeki vekillerine gönderdiği mektuplarında bunları okutmalarını ısrarla hatırlatırdı. O kitaplardan bâzıları şunlardır: Tefsirden Beyzâvî, hadisten Buhârî ve Mişkâtü’l-Mesâbîh, fıkıhtan Pezdevî ve Hidâye, akàidden Şerhu’l-Mevâkıf ve Hâşiye-i Adudî, tasavvuftan Avârifü’l-Meârif. [819]