hüdaverdi türk

“–Cehrî zikri hangi niyetle yapıyorsunuz?” diye soranlara Râmîtenî Hazretleri şu cevâbı verdi: “–Bütün âlimler, ölüm döşeğindeki insana kelime-i tevhîdi telkîn etmenin ve o kişinin yüksek sesle zikretmesinin câiz olduğunda müttefiktirler. Dervişlere göre, zâten her nefes son nefestir.” [509]
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Harakànî Hazretleri şu kıssayı naklederdi: Lokman Hakîm bir gün oğluna: “–Yavrucuğum, bu gün oruç tut ve konuştuğun her şeyi not et! Akşam olunca konuştuklarını bana arz edip hesâbını verdikten sonra iftar edersin!” dedi. Akşam olunca oğlu konuştuklarının hesâbını vermeye başladı. Vakit iyice geç oldu ve karnı iyice acıktı. Lokman Hakîm ertesi gün de aynı şeyi söyledi. Yine oğlu hesap verinceye kadar iftar iyice gecikti. Üçüncü gün de aynı şey olunca, dördüncü gün oğlu, lüzumsuz konuşmaları terk etti. Akşam babası hesap isteyince de: “–Hesap verme korkusuyla çok az konuştum.” dedi. Lokman Hakîm: “–Gel öyleyse, hemen yemeğini ye!” buyurdu. Harakànî bu kıssayı anlattıktan sonra da: “–Dünyada lüzumsuz konuşmaları terk edenlerin hâli, kıyâmet günü, Lokman Hakîm’in oğlunun hâli gibi selâmet olacaktır.” buyururdu. [408] Şefkat, Merhamet ve Hizmet
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri bir gün yolda gidiyor, bir genç de ayak izlerine basarak onu takip ediyordu. Şeyhin üzerinde bir kürk vardı. Genç: “–Efendim, kürkünüzden bir parça verseniz de bereket ve feyzinizden istifâde etsek!” dedi. Hazret ona şu muhteşem cevâbı verdi: “–Kürkünü değil, bizzat Bâyezîd’in derisini giysen, onun yaptığı amelleri yapmadıkça bir fayda göremezsin!” [341]
Câfer-i Sâdık Hazretleri’ne: “–Bize ne hâl oldu ki duâ ediyoruz, fakat duâmız kabûl edilmiyor?” diye sorulmuştu. Şu cevâbı verdi: “–Çünkü siz, tanımadığınız bir Zât’a duâ ediyorsunuz!” [302] [Yani siz, makbûl bir kulluktan uzak kalıyor, takvâ sahibi olamıyor, Rabbimizin “çokça zikretme” emrine uymuyor, hâl ve yaşayışınızla O’nu lâyıkıyla tanımıyor, mârifetullâh’a eremiyorsunuz. Böyle boş bir kalp ile duâ ettiğiniz için de duânız kabûl edilmiyor.]
Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin yaptığı duâ ve niyazlara bakılınca, onun kalbindeki Allah korkusunun ve takvâ duygusunun ne kadar yüksek olduğu hemen anlaşılmaktadır. Nitekim bir defasında şöyle niyâz etmiştir: “Allâh’ım! Beni Sana itaat etmek sûretiyle azîz eyle! Sana isyân etmek sûretiyle rezîl eyleme! Allâh’ım! Bana fazlından bolca lûtfettiğin nîmetlerle, rızkını daralttığın kimselere ihsanlarda bulunabilmeyi nasîb eyle!” Bu duâyı işiten sâlih zâtlar: “–Bu eşrâfın (mâneviyat büyüklerinin) duâsıdır.” demişlerdir. [283]