Def’-i mefâsid celb-i menâfîden evlâdır.” Yani zararlı olanı bertaraf etmek, faydalı olanı kazanmaya çalışmaktan daha öncelikli ve gereklidir. Evvelâ yaradaki cerahati almak, onu iyice temizledikten sonra merhem sürmek îcâb eder.
“Bir müslüman, bir kadının güzelliğini görünce, gözünü hemen ondan çevirirse, Allah Teâlâ onun için, halâvetini hissedeceği (lezzetini ve zevkini duyacağı) bir ibadet (hâli) yaratır.” (Ahmed, V, 264; Heysemî, VIII, 63; Ebû Nuaym, Hilye, II, 187)
Hazret-i Selmân’ın sırtında sâde bir elbise, bir de aba vardı. Şamlı, onu tanımıyordu. Onu bu hâlde görünce de:
“–Gel şunu taşı!” dedi.
Selmân gitti, yükü sırtlandı. Halk kendisini görünce tanıdı. Adama: “–Yükünü taşıyan bu zât vâlidir!” dediler. Şamlı derhâl: “–Özür dilerim, seni tanıyamadım.” dediyse de Selmân : “–Zararı yok, yükü gideceğin yere götürünceye kadar bırakmayacağım.” dedi. [188]
Yükü bırakınca da sahibine şu nasihatte bulundu: “–Benden sonra artık hiç kimseyi kesinlikle hakir görme!” [189] Bir gün bir şahıs, Selmân ’ın yanında kendini medhediyordu. Hazret-i Selmân söz alarak şöyle dedi:
“–Bana gelince, ben bedenî olarak necis ve sevimsiz bir sudan, yani nutfeden yaratıldım. Vefâtımdan sonra da bedenim kokuşmuş bir cîfe hâline gelecek. Ondan sonra da, amellerin tartıldığı mîzânın başına gideceğim. Eğer, hasenâtım ağır basarsa, işte o zaman ben kerîm ve değerli biri olurum; yok hafif gelirse, kötülerin en kötüsü olurum.”
• “Dört kimse Allâh’ın sâlih kullarındandır:
1. Tevbe eden kişiyi gördüğü zaman sevinen,
2. Günahkârların affı için Rabbine yalvaran,
3. Din kardeşine gıyâbında duâ eden,
4. Kendinden muhtaç kişiye yardım ve hizmette bulunan.” • “Îman sadece câmilerde (olur da hayatın bütün safhalarına aksettirilmezse), mal cimrilerde, silâh korkaklarda, yetki zayıflarda olursa işler bozulur.”