Tanrı oyununun bekleme salonu
Puan vermedi·688 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 03:33
Büyücü hakkında yazmak gerçekten zor. Sanırım bunun en büyük sebebi, kitabın tek bir yerden tutulup anlatılamaması. Hem felsefi hem psikolojik katmanları çok yoğun; bir yandan olay örgüsünü takip etmeye çalışırken bir yandan sürekli kendi düşüncelerinizin içine düşüyorsunuz. Üstelik kitap, okuruna net cevaplar vermek gibi bir derdi de taşımıyor. Tam aksine, elinize cevaplardan çok sorular bırakıyor. Ben kitabı bitirdiğimde de elimde kesin yargılardan çok sorular vardı ve galiba kitabın gücü tam olarak burada. Kitabın başından sonuna kadar Nicholas Urfe izlendiğini düşünüyor. Bu düşünce Conchis ile somutlaşıyor ama Urfe’in kendisi de söylüyor zaten: bu izleniyor olma hissi Conchis’ten önce de var. Burada bence Tanrı tarafından izlenilme düşüncesi ile özgür irade arasındaki paradoks çok güçlü işleniyor. Eğer biri seni sürekli izliyorsa, seçimlerin gerçekten ne kadar sana ait? Ama kitabın sonunda Urfe sanki şunu anlıyor: Kendinden başka seni gerçekten izleyen, takip eden kimse yok. Belki de bu izleniyor olma düşüncesi başlı başına bir sanrı. Ve belki de özgürlüğümüze en büyük kısıtı bazen biz kendimiz koyuyoruz. Gelelim Conchis’in Tanrı oyununa. John Fowles son sözünde, bu kısımda Tanrı’nın farklı yüzlerini insan yüzlerinde, maskeler aracılığıyla anlatmaya çalıştığını söylüyor. Ve gerçekten kitap boyunca sürekli maskeler var; kimse tek bir yüzle karşımıza çıkmıyor. Ama bu Tanrı oyununun en çarpıcı tarafı şu: kitabın sonunda bile neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak çözemiyoruz. Çünkü belki de doğru yok, yanlış yok, iyi yok, kötü yok… Biz yalnızca olan bitene anlam vermeye çalışıyoruz. Ve verdiğimiz anlam sanırım bir şekilde bizim gerçekliğimiz oluyor. Urfe’in ilişkilerinde de bu çok net. Yalanların içindeki Lily’den bir şekilde hep daha emin, ama Allison’a
BüyücüJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20242,736 okunma
10/10
·430 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 16:46
Afganistan’da yakın tarihteki dahili ve harici çatışmaların içinde evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Meryem ve savaşta ailesini, sevdiği adamı kaybedip Meryem’e kuma olarak giden Leyla’nın zamanla bir anne-kız, dost , yoldaş olup üzerlerine çöken o yoksun, acımasız ve kan revan hayattan kurtulma mücadelesini anlatan, sarsıcı bir kitap, Bin Muhteşem Güneş. Okurken kaç kere ağlamamak için kitaptan yüz çevirip başka yana baktım hatırlamıyorum. Tabi savaşın hüküm sürdüğü bir coğrafyayla kıyaslanmaz ama Meryem ve Leyla’nınkine benzer yaşamları, onlara reva görülen yalnızlığı, önemsizliği, çaresizliği burada, Anadolu’da kendi gözlerimle görmüş olmak belki de beni bu radde etkiledi. Küçük yaşta zorla büyütülmüş, alınıp-satılmış, bir eşyadan farklı görülmemiş, şiddetin her çeşidiyle sınanmış kadınlar… Gücünü kadın ve çocukları ezmek için kullanan erkeklerden en hafif tabiriyle nefret ediyorum. Fakat Leyla’nın da hiç vazgeçemediği gibi ben de bir gün masum kadınların, çocukların zulme uğramadığı bir dünya umut ediyorum. Ve kalbinin ta orta yerinden öpüyorum Meryem co.
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·384 syf.·
2026 18. kitabı
Nazan Bekiroğlu, bildiğimiz Hz. Âdem ve Havva kıssasını alıp, onu adeta şiirsel bir ney sesi gibi, modern bir mesnevi üslubuyla ruhumuza üflüyor. Ama bunu yaparken sadece tarihsel ya da dini bir anlatı sunmuyor; insan olmanın o ezeli çelişkisini —bir yanımızın göklere ait kutsal bir ruh, diğer yanımızın ise toprağa ve çamura ait o ağır noksanlık olduğunu— fısıldıyor bize. Hikâye, henüz hiçbir kelimenin var olmadığı, mutlak bir sessizliğin hüküm sürdüğü o saf varoluşla başlıyor. Âdem yaratılıyor; meleklerden farklı olarak içine hem ışık hem gölge, hem iyilik hem de o insanı hırpalayan irade yerleştiriliyor. Derken o derin yalnızlığın içinden Havva doğuyor. Kitapta öyle zarif bir tasvir var ki: "Ne fazlaysa Âdem'de, Havva'da o eksikti. Ayrı ayrı da güzellerdi fakat bir araya gelince bir başka güzellerdi." İşte o an, kalbin tamamlandığı, o dingin huzurun zirve yaptığı andır. Fakat o bilinen yasak meyve ve ilk hata gerçekleştiğinde, dünya sürgünü başlıyor. İşte burası benim ruhumu en çok sarsan, o sakin ve kalabalık ruhlardan uzak durmak isteyen yanımı derinden yakalayan yer. Cennetten o sert, acı dünyaya düşerken yanlarına taşımak için sadece üç şey seçiyorlar: Kelimeler, Annelik Duygusu ve Aşk. Kelimeleri Âdem sırtlanıyor, anneliği Havva kalbinde taşıyor. Ama aşk o kadar ağır, o kadar muazzam bir yük ki, ne tek başına bir kadının ne de bir erkeğin zembili bunu kaldırmaya yetmiyor; yükü yarı yarıya bölüşüp öyle düşüyorlar bu fani dünyaya. Dünyaya adım attıklarında ise o saf sessizlik yerini hayatın karmaşasına, sınavlara ve ardından gelen Habil ile Kabil'in hikâyesine bırakıyor. Kabil’in içindeki o kıskançlık cehennemini, Habil’in duru masumiyetini ve bir babanın evlatları arasındaki o çaresiz çırpınışını okurken, bugünkü dünyanın acılarını, haksızlıklarını ve kaosunu
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
Puan vermedi
Dağların arasında, yüzyıllardır değişmeyen kuralların hüküm sürdüğü küçük bir dünyada, kadın olarak doğmak bir kaderdir. Bu kader sessizlikle, itaatle ve görünmezlikle yazılır. Bekià bu kaderi reddeder. Kendi iradesiyle "ostaynitsa" olur, yani bir kadın olarak doğup erkek kimliğini seçer. Bu seçim, ona özgürlük vadederken geride bıraktığı her şeyi siler: adını, bedenini, geçmişini. Artık başka biri olarak yaşamak zorundadır. Ger Rene Karabash Geriye Kalan Kadın
Geriye Kalan KadınRene Karabash · İthaki Yayınları · 2026143 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:52
Gece Açan Çiçekler Tarık Tufan’ın kalemi beni her kitapta biraz daha kendine hayran bırakıyor. Sayfalar arasında kaybolurken saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Kitap bittiğinde ise geriye, uzun süre etkisinden çıkamadığım o tanıdık boşluk hissi kalıyor… Halide… Ah, benim üzümlü kekim… Zorba bir annenin en büyük kızı. Kardeşleri Zeliha, Nihal ve Cihangir’e yalnızca ablalık değil, sevgisiyle annelik etmiş bir kadın. Ama hayat onun için de merhametli davranmıyor. Canfeda Konağı’nda tam on altı yıl boyunca yalnızlığa mahkûm kalıyor. İçindeki kırgınlıklar, yarım kalmışlıklar ve susturulmuş acılarla birlikte sadece bekliyor… Ta ki bir gün bütün kardeşler aynı çatı altında buluşup yıllardır saklanan hikâyelerini ortaya dökene kadar. Dışarıda İstanbul’u kasıp kavuran büyük bir patlama ve kaos hüküm sürerken, konağın duvarları arasında yaşananlar dışarıdaki yangından çok daha yakıcı. Peki bütün bu mutsuzlukların, kırgınlıkların ve yarım kalan hayatların asıl sorumlusu kim? Tam her şeyi anlamaya başladığınızı düşündüğünüz anda hikâye sizi Osmanlı dönemine götürüyor. Derviş Ali ve Handan’ın hikâyesine… Peki bu iki insanın yolları nasıl kesişiyor? Handan Hanım’ın tablosunun Canfeda Konağı’nda asılı olması gerçekten bir tesadüf mü? Katman katman açılan, açıldıkça yeni sırlar ortaya seren; kimi zaman gözlerimi dolduran, kimi zaman da beni hayretler içinde bırakan bir roman oldu. Tarık Tufan kelimeleri öyle ustalıkla kullanıyor ki bazı cümleleri dönüp dönüp yeniden okumak istedim. Altı çizilesi satırları, etkileyici finali ve insanın içine işleyen atmosferiyle çok sevdiğim kitaplardan biri oldu. Eğer hâlâ Tarık Tufan okumadıysanız, mutlaka onun dünyasıyla tanışmanızı öneririm. Altını Çizdiklerim “Aslına bakılırsa kıyamet meleği epey gecikmişti; çünkü insan kendi
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,4bin okunma
Puan vermedi
Yıllar evvel ilk okuduğumda Bu mu yani dediğim ve esasında Kitabı çok iyi anladığını söyleyip Çok acayip şekillerde öven kimselerin, ( küçümsemek için demiyorum ama yaptığımı gözleme göre ) Ömrü billah sadece 3/5 kitap okuduklarını fark ettim. İnceleme yazmak istediğimde Kitabı tam olarak hatırlamayınca böyle olmaz deyip İnceleme yazmak için Dur bir kez daha okuyayım deyip Akşam üzeri bir kez daha okudum. Uzun bir zamandan sonra Bir kez daha okuyup Kitap hakkında aynı düşüncede olduğumu anlayınca, Bu kitabı Yere göğe sığdıramayan kimselerin Neden ve nasıl bu kitabı Yere ve göğe sığdıramadığını Düşüne durduğum sıralarda Bu hüznüm bana bu sırada meşhur deyişi hatırlatıp " Zihinler de Uyuşmuş ” galiba diye Düşündürmüş ve aradan geçen Uzun bir zamanın ardından bir kez daha okuyup
İnceleme
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Girdap Kitap · 047,7bin okunma