8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Gece Yarısı Kütüphanesinden sonra Matt Haig’in en sevdiğim ikinci romanı oldu Hayat İmkânsız. Haig yine benzer bir temayı işliyor: hayata küsen birinin, kendi iç karanlığından yavaş yavaş geri dönüşü. Ama bu kez hikâye daha doğanın içinde, daha dingin, daha “yeryüzüne ait” bir yerden akıyor. Romanın merkezindeki karakter, Ibiza’da bir kulübede yaşayan, dünyadan elini eteğini çekmiş bir adam. Onun yalnızlığı, doğayla kurduğu ilişki, insanlardan uzaklaşma sebebi… tümü bana Human Design felsefesini ortaya atan Ra Uru Hu’nun hikâyesini hatırlattı. Sanki Haig, modern dünyanın gürültüsünden kaçıp kendi iç sesini duymaya çalışan herkese bir selam gönderiyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, doğayı koruma ve ona sahip çıkma temasının çok ince ama güçlü bir şekilde işlenmiş olması. Haig, doğayı bir fon olarak değil, karakterlerden biri gibi anlatıyor. Ağaçların, rüzgârın, denizin, sessizliğin bile bir dili var. Kahramanın iyileşme süreci de aslında doğanın ritmine kendini bırakmasıyla başlıyor. Roman ilerledikçe, karakterin geçmişiyle yüzleşmesi, kendi kırılganlığını kabul etmesi ve yeniden hayata tutunması çok insani bir yerden anlatılıyor. Haig’in en sevdiğim yanı burada: Karanlığı romantize etmiyor, ama ondan çıkışın mümkün olduğunu da unutturmuyor.
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20245,9bin okunma
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
İlk önce aynı yazarın Vejeteryan kitabını okudum, ve onu okuduktan hemen sonra bu kitabı uçakta buldum. Onu bulmamın kader olduğunu düşündüğüm kitabı bulur bulmaz okumaya başladım. Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar zorlanmamıştım. Han Kang'ın kalemi öyle çarpıcı ve etkileyici ki rahatsız olmamak ve kitabı soluklanmak için bir süreliğine kenara koymamak elde değil. Hikayenin gerçek oluşu da cabası. Ancak Han Kang'a teşekkür etmeliyim ki bu kitap sayesinde daha öncesinde haberdar olmadığım bir insanlık suçunu öğrenerek bilinçlenmiş oldum. Gücün ne kadar zehirleyici olduğu ve insanoğlunun bu gücü elinde tutmak için gidemeyeceği yol, barbarlık ve acımasızlık olmayacağını tekrar hatırlamış oldum. Han Kang Human Acts
Human ActsHan Kang · Hogarth Publisher · 20172,117 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
A Critical Review of Humankind
8/10
·456 syf.··
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 14:41
Rutger Bregman’s book Humankind is one of the books that questions negative ideas about human nature and makes readers think. For many years, many people believed that humans are naturally selfish, bad, and only care about themselves. However, Bregman does not agree with this idea. According to him, human nature is not as dark as people think. Instead, people are more willing to help each other, understand others’ feelings, and do good things. In the book, the author supports these ideas with many examples from wars, psychology experiments, history, and biology. One of the best parts of the book is that it gives hope about humanity. Still, when I finished the book, I did not only feel admiration. On one side, I was happy to read it because it made me think differently. On the other side, some of the author’s ideas felt too optimistic to me. Because of this, the book was both interesting and questionable for me. One of the strongest parts of the book is that it makes people question ideas about human nature that many accept without thinking. Today, we often see violence, murder, wars, and fights on television, social media, and in the news. After some time, people start to believe that the world is full of bad people. At this point, Bregman asks an important question: If humans were really bad by nature, how could societies survive for so many years? A big part of human history was shaped by helping each other, working together, and surviving together. From this side, the writer’s ideas are important and meaningful. His ideas against the belief that humans are naturally wild are especially interesting. Today, when someone behaves badly, people sometimes say, “Did you grow up in a cave?” However, Bregman says that hunter-gatherer societies were not as violent as many
Çoğu İnsan İyidirRutger Bregman · Mundi Yayınları · 2024405 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 16:18
Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken (orijinal adıyla No Longer Human) kitabı, aslında “bir insanın dünyaya uyum sağlayamayıp kendi içine çöküşünü” çok sakin ama bir o kadar da sarsıcı bir şekilde anlatıyor. Senin Yozo’ya dair konuşmanda hissettiğin o “keşke yalnızlığı seçmeseydi ama aslında seçmedi de…” duygusu, bu kitabın tam kalbi gibi. İnsanlığımı Yitirirken’nin ana karakteri Ōba Yōzō, dışarıdan bakınca “insan gibi davranmayı öğrenmiş” biri. Ama içeride sürekli bir yabancılık hissi var. İnsanların duygularını anlamıyor değil; daha çok onlara ait hissedemiyor. Bu yüzden hayatı boyunca bir maske takıyor: güldüğü yerde gerçekten gülmüyor, uyum sağladığı yerde aslında çözülüyor. Kitabın en güçlü tarafı da burada başlıyor: Dazai, “yalnızlık” fikrini romantize etmiyor. Yalnızlığı bir tercih gibi de sunmuyor. Daha çok, insanın içine doğru akan bir sürüklenme gibi anlatıyor. Yōzō da tam olarak böyle biri; yalnızlığı seçmiyor, yalnızlık onu yavaş yavaş dışarıda bırakıyor. İnsanlığımı Yitirirken okurken en rahatsız edici ama aynı zamanda en tanıdık his şu oluyor: “Ben aslında kimim?” sorusu. Yōzō’nun hayatı boyunca yaptığı şey de bu sorudan kaçmak; alkol, ilişkiler, şaklabanlık, kısa süreli bağlar… Hepsi bir tür kaçış alanı. son kısımda bile “tam olarak seçtim” diyemiyor. Bu da kitabı trajik yapan şey: karakterin düşüşü büyük bir olayla değil, küçük küçük “kendinden uzaklaşmalarla” oluyor. İnsanlığımı Yitirirken aslında şu hissi bırakıyor: İnsan bazen kaybolmaz… sadece kendinden yavaş yavaş uzaklaşır. Ve belki de bu yüzden kitap bittikten sonra bir boşluk kalıyor; ama o boşluk “hiçlik” gibi değil, daha çok insanı kendine baktıran bir ayna gibi.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Zamanın Şafağı: Teknolojik Kibir ve İnsanın Değişmeyen Kaderi
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 22:10
"İnsan soyu, her şeyi yapabilecek hale geldiği an, kendi kendini yok etmekten başka bir şey düşünmüyor. Tıpkı geçmiştekiler gibi, tıpkı bizim gibi..." Fransız yazar Rene Barjavel'in, bilimkurgu edebiyatının zirve eserlerinden biri olan "Zamanın Şafağı" kitabından alıntıladığım bu cümleler, hem kitabın hem de insanlığın kısa bir özeti gibidir. Eser, Avrupa bilimkurgu geleneğinin —özellikle de Fransız ekolünün— felsefi yapısını taşırken, Amerikan bilimkurgusunun teknolojik heyecanını da bünyesinde barındırır. Zamanın Şafağı, felsefi olarak transhümanizm ile doğrudan ve çok güçlü bir bağa sahiptir. Roman, transhümanizmin henüz bir akım olarak tam anlamıyla yaygınlaşmadığı 1968 yılında, bu düşüncenin en temel vaatlerini ve tehlikelerini masaya yatıran vizyoner bir metindir. Bilindiği üzere transhümanizm; insanın fiziksel ve zihinsel sınırlarını yapay zeka, genetik mühendisliği gibi teknolojilerle aşarak yaşlanmayı ve ölümü ortadan kaldırmayı, yani "insan ötesi" (*post-human*) bir türe dönüşmeyi savunur. Aslen bir film senaryosu olarak tasarlanan bu hikayeyi, 1960'ların sinema imkanlarıyla ve barındırdığı yüksek teknolojik görsellikle çekmek muazzam bir maliyet gerektiriyordu. Bu yüzden proje beyaz perdeye aktarılamadı ve romana dönüştürüldü. Bugün bile bilimkurgu camiasında, *"Neden Hollywood hala bu kitabın telifini alıp dev bütçeli bir film yapmıyor?"* sorusu sıkça tartışılır ve bu durum sinema tarihinin en büyük "kaçırılmış fırsatlarından" biri olarak görülür. 1968 yılında yayımlanan kitap, ironik bir şekilde gelecekten değil, geçmişten bahseder. Hem de 900.000 yıl öncesine ait bir medeniyetin, Antarktika'nın buzulları arasında sıkışıp kalmış hikayesini anlatır. Kitap, günümüzde gerçekleşmiş ya da kısmen gerçekleşmiş birçok teknolojik öngörüyü barındırmaktadır:
Zamanın ŞafağıRené Barjavel · İthaki Yayınları · 202616 okunma
Fransızlar neden insan gibi konuşmaz ki?
7/10
·367 syf.··
2026 6. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 20:16
I had already read The Adventures of Tom Sawyer before, and Huckleberry Finn was one of the characters in that book. Because of that, I became curious about him and wanted to read Adventures of Huckleberry Finn as well. After I started reading, I realized that I really enjoyed the humorous style of the book. The language and the dialogues made the story more interesting and enjoyable for me. Adventures of Huckleberry Finn was published in 1884 and is considered one of the major works of American Realism. Unlike Romantic literature, Twain focuses on ordinary people, realistic language, and social problems. Through Huck’s journey, the novel reflects important issues of 19th-century American society such as racism, slavery, violence, religious hypocrisy, and social inequality. Twain also satirizes romantic adventure stories, especially through the character of Tom Sawyer. The novel follows Huck Finn, a young boy who escapes from his abusive father and travels along the Mississippi River with Jim, an escaped enslaved man. During their journey, they meet many different people and experience both humorous and serious situations. Through these adventures, Huck begins to question society’s values, racism, religion, and morality. Huck also starts to test the religious teachings of Miss Watson and Widow Douglas. He does not fully accept everything that society and religion teach him, and throughout the novel he tries to understand what is morally right by himself. Mark Twain mainly criticizes romanticism and unrealistic adventure stories. Tom tries to behave like the characters in books, while Huck thinks more realistically and questions these ideas. Through this contrast, Twain makes fun of romantic ideals that are disconnected from real life. Whether everything we learn
Huckleberry Finn'in MaceralarıMark Twain · İş Bankası Kültür Yayınları · 20233,686 okunma