Gerçek Bir Yolculuk
Bazen gerçekten bu kadar büyük bir eser mi dedim, bazen çok derin düşünceler, çok iyi bir roman dedim okurken. Dil açısından gerçekten farklı, hem kültürlü bir adam hem küçük bir ilçede yaşayan bir serserinin dili gibi ama çok güzel bütünleşmiş, öne çıkan yön yazarın dili olmuş genel değerlendirmelerde. Ama benim için karakter daha ilgi çekiciydi; onun zihni, radikal düşünceleri, insanlara, olaylara ve sistemlere bakış açısı çok gerçekti. Günlük karşılaştığımız insanlarda, olaylarda sistemlerde artık tiksinti duyduğumuz zamanlar çok oluyor ilk olarak burada özdeşim kurdum Bardamu ile. Biz de elbette yaşıyoruz bu tiksinmeyi ancak içinde kaybolmamak için, akıl sağlığımızı korumak için, çıkarlarımız için ve bir dizi sebep için kaçıyoruz bundan, saklıyoruz, gömüyoruz bunu, yüzleşmiyoruz. Ama Bardamu bundan kaçmıyor, dolu dolu yaşıyor bu tiksinmeyi. O öncesini bilmiyorum ama kitabın başından sonuna kadar (bence sonraki hayatında da) insanlardan, olgulardan, sistemlerden tiksinmiş ve biraz konfor için kurduğu düzenden hemen vazgeçebiliyor. Uyum sağlaması, topluluktan biri olması imkansız gibi zaten böyle bir şeyi de istemiyor. Birkaç denemesi olsa da bunun için.Bence bir arayışı yok sadece tiksindiği ortamdan kaçmak onun hikayesi, ama tiksinmeden kaçmak değil belki de rahat bir ölüm, yolculuğu bir an önce tamamlamak hatta belki en son çocukken duymuş olabileceği huzura bir an önce kavuşmak. Hayattan samimi olarak keyif almıyor ve bunun içinde ümidi, isteği yok zaten. Sadece yoluna çıkan insanlar ile orada kalabileceği kadar mantığına uyduğu kadar ilişki kuruyor ama hiçbiri gerçek bir ilişki değil. Yaşamış olduğu dönemin elbette çok büyük etkisi var; yoksulluk, savaşlar, insana verilen değer, küresel sıkkınlık, makinalaşma daha bir çok olgu etkiliyor, ama