Yaşım göz altlarımdan bellidir, kaç zaman önce geldim bu diyara bilmem.
Saymayı da iyi beceremem zaten,
Bi yaşanmışlık var bildiğim belime yük olan, bir de susmayan geceler.
Kim duyar ? Bağırsam son nefesime kadar, beni mahşerden.
Gece soğuk bir rüzgar, yüzümle beslenen. Sonrasında bütün büyüyü bozan sert bir fırtına.
Dünün boş sokakları kalıyor bana ve de sarılmamış, sevilmemiş sahte alışkanlıklar.
Ahh! Yazgılarını değiştirebilecegini sanan yüzlerce mahlukat ile çevrili etrafım, ben de onlardan biri.
Artık yeryüzünde barınmayı yadırgar bedenim; sonunda biz gereksizlerin sırası geldi.
Erken göçenler toprak anadan tek bir şey ister; bizi sonsuz bir sıcaklıta sarıp sarmalayı.
Buharlaşır soluğum, kendimi dışarı atarım.
Her sokak uzak bana...
Ey gülümseme! Nereye?
Vazgeç benden de, alışığım ben.
Ben bilmem zaten huzur veren mutlu dokunuşların verdiği tadı.
Okşayıp dokunmayın bana çünkü sizin karanlık ellerinizin sonsuzluğu var hala vücudumda.
Tanrılaştırdım içimdeki melankoli hissini, sevgiden daha yüce bir kavrama ev sahipliği yapar içimde.
Aklımı kaybediyorum günden güne, hissizlik ahh, ne de şefkatli davranırsın bana.
huseyin yani
O, yeni olan, ürkek, filizlenen bir fidanın dalından.
Ayak basar dünyaya, cehennemi bilmeden.
Nasıl koyverirdi kendini yeni hayata, severdi.
Evini severdi, iç dünyasını, ormanı, sessiz yıkıntı ormanını. Nefesini tutardı, açık mavi, severdi.
Gülümsemesini severdi, kocaman korkunç gülümsemesini.
İnsan severdi; çürük, bozulmuş veyahut taptaze.
Sonra ne olduysa nefret dolaştı bütün vücuduna.
Yalnızlığı sevdi, ölümü, ölüm üzerine düşünmeyi ve yazmayı.
Erkeği sevdi, kadını, kayboldu ikisinin arasında. Daha çok sessizleşti. Uyudu, bunu daha çok sevdi.
Tek çocuk değildi ama tekti bundan nefret etti. Sevilmedi....
Ne duygular taşardı bütün varlığından, önceden. Şimdilerde kurumuş ırmak yatağındaki hüznü sevdi.
Ona ait ne varsa hepsinden tiksindi, istemedi kendini.
Âh, usulca güneşi seyrederdi, getirirdi ona gecelerin üstünlüğünü.
Karanlığı sevdi.
Ne olacak şimdi?
Sevginizin yeşerdiği küçücük bir tohumdan yeniden mi doğacak?
Hissetmiyor.
Hiçbir şey ona iyi gelmiyor.
Bundan nefret etti.
Değişmek istedi, yapamadı.
Karanlıkta kaldı, ona uzanan yüzlerce eli tutamadı.
Ölmeyi istedi, ölmeyi sevdi.
Zaten başka şans verilmedi.
huseyin yani
Bilir misin? sana olan engin aşkımın taşkın sularında boğulduğumu.
Bir düş parçası düşer gözyaşlarımdan çimene, varoluşa sürüklenir arsız sevgimiz.
Ayak izlerinden bir yol, takip eder bu sevgisiz gönül, nereye çıkar, ne vardır sonunda, bilinmezlik.
Üzgünüm öylesine, dinerken güneş gözyaşlarından gümüş renkli acılara, üzgünüm öylesine.
Acınası bir tebessüm ile giriş yolu aradım, zambak sesli gözlerine.
Bir yol varmı bilmem ama süzülürüm senin olan akşam denizine.
Seni görünce gençleşir bahar, sen varken adı vardır mevsimlerin, sen varsın diye doğar güneş, doğar gece.
Unutulmuş tanrılar senin emrini bekler hüküm koymak için, deniz gelgitlenir, gemiler batar, saatler sen uyandıktan sonra başlar.
Hiçbir aşk tamamlanmamıştı ben seni görmeden önce,
Küçük bir seyir defterinde adın yazılı, yön bu şekilde bulunur.
Yıldızlar parlak olduğunu mu düşünüyor? Ne gülünç. Gördüler mi ki senin akla hayale sığmayan gözlerini.
Melekler sana secde eder, sessizlikle dolar bütün hücrelerimiz. Biz varız, var olan tek gerçek biziz, bizden başka hiçbir gerçekliğin önemi yok.
huseyin yani
Derin dehlizleride kesişti yollarım karanlıkla, öyle kolay değil vazgeçmek.
Şimdi çık dışarı akşamleyin odandan, kimin var? Hiç kimse.
Yavaşça göğe sunulan ince bir duman şimdi hayatım. Anlamını kaybetmiş bütün kıvrımlarım.
Koyver gözlerini usulca penceremden, ne var ki karanlıktan başka. Kendi dünyamı kurdum kafamda, koskoca sessizlikle olgunlaşan milyonlarca hiçlik içindeki kelimeler.
Dünya gürültülü, tanrının sesi duyulmuyor.
Karanlıklar arasında çömelmiş ölüm bekler durur. Düşünür sıra kimde, ben mi? Daha vaktim gelmemiş.
Hep ağlaması gerek birinin, noctis daha ayrılmadı hücrelerimden ondandır belki bu bitmeyen savaş.
Çünkü ben hariç bütün nesneler bir yer buldu kendine, uydurdu kendi yapbozunun parçasını. Çünkü bir yere ait olmak daha anlamlandırır bu gereksiz, boş gezegeni.
Karanlık benim zenginliğim, saklanıp oracıkta ürkek ürkek beklerim sonsuza kadar. Ne getirir bana hayat tam bir muamma.
Aydınlığı aradığım bütün yıldızlar ölü gibi, bir bende mi işe yaramaz bu düzen. Hep bir düzensizlik, hep bir karmaşa. Hep çok noctis.
huseyin yani
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...
Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
Nilgün Marmara