Again and again, however we know the landscape of love
and the little churchyard there, with its sorrowing names,
and the frighteningly silent abyss into which the others
fall: again and again the two of us walk out together
under the ancient trees, lie down again and again
among the flowers, face to face with the sky.
Her ne kadar tanımışsak da tekrar tekrar aşkın arazisini,
yaslı isimleriyle küçük kilise mezarlığını
ve başkalarının içinde sona erdiği
korkunç biçimde dil ağız vermeyen dağ geçidini,
çıkar dolaşırız yine de tekrar tekrar yaşlı ağaçlar altında ikimiz,
tekrar tekrar yatarız gökyüzüne karşı çiçekler arasında.
Sessiz rüyalar görmek istiyorum
ve onların zarif parlaklığıyla
odamı kabule süslemek istiyorum
ellerinin ellerim
ve saçlarımın üstünde olan duasını
geceme götürmek istiyorum
insanlarla konuşmak istemiyorum
böylece sözlerinin yankısını
(ki o bir sır gibi beni titretir ve sesi varlıklı kılar)
kaybetmeyeceğim
ve akşam güneşinden sonra
hiç bir ışıkta
daha fazla görmek istemiyorum
gözlerinin ateşinde tutuşan
binlerce sessiz kurban için
içinde kabarmak istiyorum
bir çocuk duası gibi
sevinçle bağırılan sabahta
bir fişek gibi
en yalnız yıldızda
ben
sen olmak istiyorum
Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...