Hüsn ü Aşk

Hüsn ü Aşk
@husn_u_ask
Ars Longa Vita Brevis.. Ki ibn-i vakt olsak gam-ı deryayı bilmesek
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
64 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·264 syf.··
2024 60. kitabı
2024 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Koreli Yazar Han Kang’dan üç kadın üzerinden Güney Kore’nin karanlık tarihini anlatırken bizleri geçmiş ve gelecek ipliğinde yürüttüğü, soğuk gecelerin, denizin sahile vurduğu dalgaların sesi eşliğinde kopuş/kopamayış ya da diğer bir ifadeyle geçmişe “veda” edemeyişin muazzam (!) kurgusu… 14.000 ila 30.000 kişinin -resmi olmayan kayıtlara göre ise 80.000- (Jeju nüfusunun %10’u-30’u ) öldürüldüğü Jeju ayaklanmasından detaylarla döşeli roman, Inson’ın Seul’de hastaneye kaldrılması ve geride bıraktığı kuşunu getirmesi için Gyongha’nın Jeju’ya gitmesini istemesiyle yola çıkan arkadaşının kar fırtınasına yakalanması ve her şeye rağmen o eve varmak için verdiği mücadele ile yaşam-ölüm arasındaki uçurumla bizleri yüzleştirir. İnson ve Gyongha’nın dostluğu ile İnson’un evinde saklı kalmış bilinçaltının yüzeye ulaşması da koca bir tarihin kirli sayfalarında gezintiye çıkarır. Ve bunu yaparken günümüzün hala net bir gerçeğini unutmamak için adeta çırpınır ! Dün Jeju’da 80.000 sivili kominist gerekçeyle öldürten Amerika bugün farklı gerekçe aynı sistemle katliamlarına devam ediyor!.. Bilinçaltından sesleniyor Han Kang: Unutmayın, Gerçeğinize Veda Etmeyin ! “Öyleyse düşünmeliydim. Her şeyin hangi andan itibaren dağılmaya başladığını. Dönüm noktasının ne zaman olduğunu. Hangi boşluklarla hangi düğümlerin kritik olduğunu. Bazı insanların ayrılırken sahip oldukları en keskin bıçağı çekip çıkardığını tecrübelerimizden biliriz. Karşısındakinin en zayıf ve yumuşak noktasına saplamak için çıkarırlar o bıçağı, o noktayı en iyi onlar bilir.” Puan:10/10
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,200 okunma
Reklam
Puan vermedi·150 syf.··
2024 59. kitabı
Ben ne okudum böyleee Anlatabilir miyim ondan bile emin değilim, özür dileyerek başlamak istiyorum (klavyeme ne dökülürse ). Büyülü Gerçekçiliği sever misiniz ? Cevabınız evetse bu kitabı ertelemeyin. Anlatacak kelimeleri toparlamakta zorlansam da hani şöyle 150 sayfa ne var ki hemen okurum diye düşündürtse de asla öyle olmayan, bilinç akışı tekniği ve çoklu anlatıcılarıyla takibi zorlaştıran ve Gabriel Garcia’nın Yüzyıllık Yalnızlık romanına da ilham olmuş harika bir roman. Meksika Devrimi’nde babası öldürülen ardından annesini kaybeden Ve gençliğinde Cristero savaşına tanık olan Juan Rulfo’nın zaten çocukluk travmalarıyla dolu hayatı düşünüldüğünde ölüme bir (büyülü) gerçeklik olarak bakabilmesi sevdiğim bir detay oldu. Metnin içinde verilen minik detaylarla iç savaş yansımalarını görsek de bir politik metin olduğunu söylemek haksızlık olur. Roman aslında o dönem toprak ağalarının kendi çıkarları için neler yapabildiklerini, paranın gücünü ! ve din ve ahlaki çöküşün portresini yansıtır. Roman, her ne kadar bir çocuğun hiç görmediği babasını aramak için yola çıkmasıyla başlasa da bu bir yolculuğun geri dönüşlerle Baba Pedro Paramo’nun hayatını metnin ilerleyen zaman algısını kırıp geçmiş-şimdi arasında bizleri gezdirerek Pedro’yu tanıyan ve artık ölmüş olan kişilerin bizlere onu anlatmasıyla tanıdıkça nefret ettiğimiz bir karakter.. Arada italik yazılarla büyük aşkı Susanna’ya anlattığı bölümleri Pedro’dan okusak da büyük aşkı dahil herkesin hayatını karartan bu adamın (ve onun her türlü pisliğini örten babasının) gücü elinde bulunduran insanların vardığı kötülük noktasını anlatır. Yazarımızın bir fotoğrafçı olduğu ve TV’de çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda sinematografik yöntemi çok iyi bildiği geçmiş-gelecek-şimdi arasında ölü-canlı karakterlerden
Pedro ParamoJuan Rulfo · Doğan Kitap · 20192,257 okunma
10/10
·565 syf.··
2024 58. kitabı
Merhabalar Kafka’nın; “Eğer okuduğumuz bir kitap, bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa niye okumaya zahmet edelim ki?” sözünün tam karşılığı olan bir kitapla geldim: Körleşme. Oğuz Atay’ın Ahmet Cemal’e derhal çevirmesi gereken bir eser olduğunu söylemesi ile edebiyatımıza kazandırılan bu şaheserle tanışmak şimdiye kısmetmiş. 1-) Dünyasız Bir Kafa 2-) Kafasız Bir Dünya 3-) Kafadaki Dünya bölümlerinden oluşan eserde Profesör Kien, kitaplardan ördüğü kozasında kitapları dışında hiçbir şeyi önemsemeyen hasta olma pahasına canını dahi hiçe sayıp evindeki kütüphanesini korumaya çalışan hatta onların başına bir şey gelecek korkusuyla paranoya haliyle roman boyunca bezdiriyor kendinden.. Eee bu fena bir şey mi diyebilirsiniz fakat bu sevgi o kadar uç noktalara varıyor ki eser boyunca Hırsız-Polis,Kim Katil oyununa döndüğünde kendi fikirleri dışında hiç kimseyi önemsemeyen hatta insanlara tepeden bakan “Aydın” prototipinin bir eleştirisi ile karşı karşıya olduğumuzu anlatmakla kalmayıp Kien’e karşı pek de hoş olmayan hislere kapılmamız işten bile değil. Bölüm adlarıyla eserin; Hegel’in Diyalektik Yöntemine göre değerlendirildiğimizde ilk bölümün tez, ikinci bölümün antitez son bölümün de sentez olduğunu görebiliriz. Yazarın, ilk bölümde Kien’i tanıtırken 25 binlik kütüphanesinde (fildişi kulesinde) onları korumak adına verdiği mücadele ile “Aydın kimdir ?” sorusunu cevaplamaya çalışırken Nazilerin Alman prensibine aykırı olduğu için yaktığı 25 bin kitaba göndermesiyle Nazi zulmününe de dikkatleri çekmeyi başarıyor. Eserin ikinci bölümünde evini ve kitaplarını kaybeden Kien’in, onları geri kazanmak için Halk’tan, tabiri caizse cahil kişilerle muhatap olmak zorunda kalınca hayatının kitaplar arasında geçerken gerçek dünyadan ne kadar da uzak kaldığını gözler
KörleşmeElias Canetti · Sel Yayıncılık · 20214,489 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2024 54. kitabı
Üstat eseri için, “Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım «müştemilât»dan başka bir şey değil...” ifadeleriyle örmeye çalıştığı kozayı en net şekilde ifade ederken bizleri de islam inkılabını her bakımdan inceleyip düşünmeye davet ediyor. İslamın özünün ne olduğunu da bir devletin sahip olması gerekenleri de Şarkiyatçılığın boyutlarını da tane tane ince eleyip sık dokuyarak anlatıyor. Sadece Batı’yı eleştirmekle kalmıyor Doğu’nun takındığı tavrı ve bulunduğu yeri de eleştirirken sistemin olması gereken ideal hale kavuşabilmesi için gerekenlerin reçetesini de sunuyor bizlere. Eserin ilk başlığında Büyük Doğu felsefesini bizlere, “Öyleyse BÜYÜK DOĞU, çizmeli ayaklarla dışımızdaki iklimlere doğru kaba ve nefsanî bir yürüyüş olmaktan ziyade, rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhanî bir sefer…” olarak tanıtıyor. “Kavramak lâzımdır ki, bir zamanlar Doğunun teknesinde yuğurulan, kendi teknesinde de Doğuyu yuğuran şahsiyet hamurumuz, Doğunun zaafında biz, bizim zaafımızda ise Doğu mecalden düşerken kurtlanmaya yüz tuttu; ve o gün bu gün, kendi öz cevherleriyle yabancı cevherler arasındaki anlayışsız, bilgisiz, ölçüsüz ve hikmetsiz katışmalar yüzünden çürüye çürüye şimdiki müzmin haline geldi.” sözleriyle kendi mayamızdan kopuşun özümüze yabancılaşmanın sancılarını ve bunu nasıl gidereceğimizin yol haritasını sunuyor, aziz milletine.. Daha net ifadeyle yazıldığı dönemi ( 1945-48) düşününce dünyanın içinde bulunduğu hale cevaben yeni bir kamu düzeni sunduğunu söylemek yanlış olmaz. Çağımızdaki teknoloji
İdeolocya ÖrgüsüNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20152,732 okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2024 55. kitabı
Avusturyalı ödüllü yazar Margit Schreiner’den okuduğum ikinci kitap olan İnsan Dengesi. , yolculuk içinde yolculuk yapan bir eser.. Anlatıcımızın her yıl olduğu gibi yine ıssız bir adada eşiyle yapacağı tatile bu sefer bir davetsiz misafir dahil olacaktır: Sarah. Onun geçmişine ışık tutan bilgileri kendi günlüğünden okurken anlık yaşananları ise anlatıcının günlüğünden okuyarak iç içe geçen iki günlük üzerinden iki kadının yaşamın farklı anlarımda verdikleri derin mücadeleleri ve birbirlerini anlamadan anlamaya çalışmalarını, geçmişin travmatik izleri üzerinde hayata yeniden tutunmaya çalışan Sarah ile yeni romanını yazmaya çalışan anlatıcının; insanı dengeye oturtamamanın sancısıyla bitmeyen öyküsü… Kısa soluklu, uzun hisli bir kitap… “Misillemede bulunulmaması muazzam insancıl bir başarıdır.” ”Kelimelerle, kendine özgü kurallarla bir dünya yaratmak harika bir duygu, dedi. Ve çok özgür kılıcı. Bu şekilde insan, dedi, ruhunu sıkıntıya sokabilecek her şeyi dışa dökebilir, en iyi tarafı da insanın bunu bizzat yaşamasının gerekmemesi.” Puan: 8/10 #neokudum #kitaplığımdantavsiyeler #objektifimden #keşfet
İnsan DengesiMargit Schreiner · Yapı Kredi Yayınları · 2018261 okunma
Reklam