Üstat eseri için, “Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım «müştemilât»dan başka bir şey değil...” ifadeleriyle örmeye çalıştığı kozayı en net şekilde ifade ederken bizleri de islam inkılabını her bakımdan inceleyip düşünmeye davet ediyor.
İslamın özünün ne olduğunu da bir devletin sahip olması gerekenleri de Şarkiyatçılığın boyutlarını da tane tane ince eleyip sık dokuyarak anlatıyor. Sadece Batı’yı eleştirmekle kalmıyor Doğu’nun takındığı tavrı ve bulunduğu yeri de eleştirirken sistemin olması gereken ideal hale kavuşabilmesi için gerekenlerin reçetesini de sunuyor bizlere.
Eserin ilk başlığında Büyük Doğu felsefesini bizlere, “Öyleyse BÜYÜK DOĞU, çizmeli ayaklarla dışımızdaki iklimlere doğru kaba ve nefsanî bir yürüyüş olmaktan ziyade, rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhanî bir sefer…” olarak tanıtıyor. “Kavramak lâzımdır ki, bir zamanlar Doğunun teknesinde yuğurulan, kendi teknesinde de Doğuyu yuğuran şahsiyet hamurumuz, Doğunun zaafında biz, bizim zaafımızda ise Doğu mecalden düşerken kurtlanmaya yüz tuttu; ve o gün bu gün, kendi öz cevherleriyle yabancı cevherler arasındaki anlayışsız, bilgisiz, ölçüsüz ve hikmetsiz katışmalar yüzünden çürüye çürüye şimdiki müzmin haline geldi.” sözleriyle kendi mayamızdan kopuşun özümüze yabancılaşmanın sancılarını ve bunu nasıl gidereceğimizin yol haritasını sunuyor, aziz milletine..
Daha net ifadeyle yazıldığı dönemi ( 1945-48) düşününce dünyanın içinde bulunduğu hale cevaben yeni bir kamu düzeni sunduğunu söylemek yanlış olmaz. Çağımızdaki teknoloji