Mesai bitimine...
O kâbus günlerin matemi unutulsun Gülümse de ruhumun gözyaşları kurusun Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun Nurullah Genç
Haziran Makamı
​-eylüle kadar "üşümem" sanıyordum oysa ​böyle gelmemeliydin haziran daha beş var hicaz'a- terli terli içip yeminlerimi alnı açık vaatlerimin peşinde kaybolmuşum bir gece vakti sokakta oyuna dalıp geç kalmışım dizlerinin kuytusuna müebbet giymiş uykusuzluğum sıtma tutar gibi vururken şakaklarıma ​nihavent bir iç döküşün zübdesine doğacak fecir -saba makamında- ... sen geldin ya haziran babam da gelir birazdan kucağında somunla ben sevinçle merdivenden yuvarlarım portakalları ayak uçlarına uşşak bir ezgidir babamın adı o gelince "kurtuluş" olur zaman ​ "hiç kuş vurmadın değil mi baba" diye sorarım, hemen? "en ıssız sokaklarda dahi almadın değil mi o sapanı eline"? ... Galata Kulesi'nin, yamalı duvarlarına yansıyan gölgeleri izleriz birlikte...
Reklam
Kalemimden
Bir gülün kurumuş toprağında solsa da bir tomurcuk, Esrik bir hüzzam gibi sessizce bekler ince bir umutla Yitikliğin koynundaki ruh, filizlenir yeniden funda çiçeği sabrıyla Zarif bir rikkatle göğe meftun olur, sessizce dirilir, Açar vakti gelince nar çiçeği endamında, ömürlük güzelliğiğle . .
Bir fırkât mektubu
Bazı vedalar yüksek sesle değil, rakik bir sükûtla olur. Yıllardır burada, kitapların gölgesinde, mektupların hüznünde ve kalemin ince sızısıyla yürüdüm. Bir cümlenin melankolisinde durduk bazen; bazen bir satırın kıyısında, hüzzam makamı gibi insanın içine çöken o tarifsiz duyguyu paylaştık. Fakat zamanla fark ettim; herkes biraz kırık, biraz eksik, biraz yokluğunun hüznünü taşıyor. Okudukça, denk geldikçe, insanın ruhuna sessiz bir keder siniyor. Bazı kalpler, başkasının hüznünü fazla taşıyor galiba. Benimki de biraz yoruldu. Bu bir küskünlük değil. Bir sitem hiç değil. Belki sadece bir fırkat vakti… Çünkü insan bazen en sevdiği yerden bile, kalbinin sesini incitmeden çekilmeyi seçiyor. Burada biriktirdiğim şey sadece kitaplar değildi; aynı satırda durduğum insanlar, görünmeyen dostluklar ve hiç gönderilmeyen mektupların duygusu da vardı. Şimdi usulca susuyorum. Belki her ayrılık biraz vuslattır, kim bilir. Bir gün aynı kitabın sararmış bir sayfasında, eski bir mektubun hüznünde ya da unutulmuş bir cümlenin kıyısında yeniden karşılaşırsak, birbirlerimizi tanırız. Kalplerinize lütfen rakik davranın. Ve mazur görün ; bazı ruhlar hüznü fazla taşıyınca, biraz sessizliğe çekiliyor. “Her ayrılık, içinde biraz kavuşma taşır" der ya Rilke, belki bir zaman sonra buluşma safhası da olabilir. "Bazı insanlar gider, ama gidişleri kalır." dizesini muhakkak okumuşsunuzdur. Her ne kadar çoğunlukla melankolik, kırgın ve kırık cümleler tarzında yazmışsamda; inşallah sizlerin nazarında teskin edici, öğretici, farkındalık yaratacak kelimeler bırakmışımdır. Tüm değerli takipçilerim ve takip ettiğim kişilere gelince; onların her satırı emek ve kalbin nakışı gibi işlenmiş, cümlelerden ve şiirlerden öteye bir nefes durağıdır benim kalbimin nezdimde... Ve onlara Rainer Maria
`ŞEHRİYÂR
soğuk odamı ısıtan hayaline gördüğüm her boşlukta sarılıyorum. her dokunuşumda kayboluyorsun ve gözlerin gülümsemiyor. kanıma dokunuyor zamansız gidişin şehriyar! sokaklara atıyorum kendimi, belli belirsiz günahkar kaldırımlarda kalabalıklar ruhuma dar. kirli taşlara kapanıp öpmek istiyorum bazen, bu günahkar taşlarda senin ayak izlerin var! seni yanımda istedim, göğe doğru yol almak, yarım kalan hayallerimizi tamamlamak, aşka doymak... yürüdüm, bir çıkmaz sokakta dermansız kaldım, sana varamadım... o taş kaldırım acıdı halime. sokaklar ıslanırken hüzzam bir yağmurla kaldırımlar acıdı bana, ben ağladım şehriyar! yüreğime prangaları vurduğun günden beri gökte ne yıldız kaldı, ne hilâl. ne zaman gökyüzüne uzansam geceleri karalara bürünmüş bir dolunay var! karartılan düşlerimizin hesabı mahşere kaldı. bir çınar gölgesinde yitirdik yarınları. hatıraların bile hatrı olmadı ya kahrediyor beni bu şehriyâr!
Şiir
gözlerin dili vardı
kaçırdığın gözlerin gerçeği susar sandın yanıldın be sevgili gözlerin dili vardı içimde yarattığın öfkeyi susar sandın yanıldın be sevgili hislerin dili vardı o sabah içindeki kutusu Pandoranın açıldı bir sis çöktü üzerine yolların sence tam mevsimiydi sislerin yağmurların duymadın be sevgili sislerin dili vardı o gün yalanladığın sözlerim aklansa da senden seni özleyen gözlerim saklansa da mühürlenip ellerim sana yasaklansa da işitmedin sevgili ellerin dili vardı adi sözlerle gülen yüze kafayı taktım cehenneme yol açıp inan uçuracaktım vazgeçip ateşiyle bir dal sigara yaktım anlamadın sevgili islerin dili vardı o gece platoyu bir rüzgar kaplamıştı bir hüzzam şarkısının peşrevi başlamıştı saatlerce susmuştuk kuşlar cıvıldamıştı sezemedin sevgili seslerin dili vardı Şiir: İLTER
Şiir
Reklam
Reklam