Sen ey kul Allahu Teâlâ'yı seversen O seni hiç sevmez mi? O nu bilirsen. O seni hiç bilmez mi? Resulullah (sav) Efendimiz i tanırsan O seni hiç tanımaz mı? Hz. Kur an ı okursan. O sana hiç şefaat etmez mi? Eder inşallah, bilir inşallah, tanır inşallah. Adalet sahibi Rab öyle buyuruyor:
(Sadükul vaadü'l Emin Allahu Teâlâ Tekaddes Hazretleri vadinde sadıktır. Emindir.)
İbn Kayyim bu eserinde "İki Hicret"i şöyle tanımlar:
Birinci Hicret: Kulun kalbiyle, sevgisiyle, kulluğuyla ve tevekkülüyle Allah’a hicret etmesi.
İkinci Hicret: Amelde, ahlakta ve sünnete uymada Hz. Muhammed'e (s.a.v.) hicret etmesi. "Allah'a hicret; O'nu sevmek, O'na kulluk etmek, O'na yönelmek, O'na tevekkül etmek, O'ndan korkmak ve O'nu ummaktır. Kalbin bu hicreti öyle bir noktaya varmalıdır ki, kişi artık Allah'tan başkasını murat etmez hale gelsin."
"Resulullah'a hicret ise; hayatın her anında, gizlide ve açıkta, sözde ve amelde sadece O'nun getirdiği şeriatı hakem tayin etmektir. O'nun sünnetinden başka bir yolu rehber edinmemek, kalbi sadece O'nun rehberliğine teslim etmektir."
Hz. Peygamber (sav)
"Kesici, cennete giremez." buyurmuştur.
"Kesici kimdir ya Resulullah?" denildiğinde, "Hal-kın arasını kesendir." diye buyurdu. Bu kimse koğucudur ve bu kimsenin akrabalık bağını kesen kimse olduğu da söylenmiştir.
Resulullah vefat edince Araplar toplu olarak irtidat ettiler. Nifak içlerine işledi. Allah’a yemin ederim ki babamın başına öyle şeyler geldi ki şayet onlar büyük dağların üzerine inseydi, onları paramparça ederdi. Muhammed’in (sas) ashab-ı, yağmurlu bir gecede yırtıcı hayvanların bulunduğu bir arazide yolunu kaybetmiş ve yağmura yakalanmış keçiler gibi olmuştular.
daha
Hz. Ömer (ra) de bu olaya istinaden zaman zaman “Ebû Bekir bizim efendimizdir; o, diğer efendimizi (Bilâl'i) özgürlüğüne kavuşturmuştur.” ifadesini dile getirmiştir.