arun

arun
@i0413
any pronouns
Çoğu insandan farkın yok; sen de rüyalar sayesinde ayakta duruyorsun. Belki bazıları bunu dillendirmiyor ya da hâlâ nefes alıp veriyor olmalarının ürkek omzunu başka bir duvara yaslıyor. Ama işin aslı rüyaların gücünde gizli. Günlerden bir gün, hadi gel bir sonbahar günü diyelim, gökyüzüne baksan sen de anlayacaksın gerçeği. Gözlerini kısacaksın. Hava kapalı bile olsa. Önce ışık gelecek, renkler öyle oluşacak zihninde. Sonra bir ses duyacaksın, henüz yazılmamış bir öykünün kalbindeki, cümleyle yerleşecek içine. Ekşi bir tat bırakacak dilinde şehir, tarifi unutulmuş bir çocukluk yemeğinin özlemiyle. İnsanlıktan arda kalan çürümüş beden parçalarını koklayacaksın, ölmeden gömülmüş sokak çocuklarının anlattığı masallarda. Bir an baksan gökyüzüne, sadece bir an. Sonra, yol boyunca karşına çıkan her insana, her kediye, her köpeğe, her ağaca, her kaldırım taşına, her sokak lambasına anlatmaya çalışacaksın öğrendiklerini. Çoğalmak isteyeceksin. Bileceksin ki ancak anlatarak kurtulabilirsin evrenin bitmeyen işkencesinden. Ama dinlemeyecekler seni. Arkalarını dönecekler. Çığlığın vapur düdüklerine karışacak, fısıltın acı bir fren sesi olacak. Kendi kendine konuştuğunda aynalar kararacak, kaçacaklar senden, senin sesinden. Ama devam edeceksin yaşam denen oyunda gölgenle birdirbir oynamaya. Güleceksin. Şarkılar söyleyeceksin. Bir sokak ressamının yaptığı tabloda aşkın ne olduğunu göreceksin. Çocukların olsun isteyeceksin, hikâyelerin kulaktan kulağa kırıla döküle yayılsın diye. Rüyalarının açık bıraktığı musluktan akacak günün irini. Her ne kadar kendine itiraf edemesen de, uykularına sızan o paramparça imgelerin seni koruduğunu, ayakta tuttuğunu bileceksin. Derken bir gün, sen anlatacaksın gerçeği. Bir başkasını ayağa kaldıracak, çiçeklerden bir çerçevenin içine yerleştireceksin.
Reklam
ÇOĞULLAMA Biz bu lavanta kokularını bilmeden taşıyoruz Biz bu tavanı bilmeden eski rengine boyuyoruz Bu bizim terliklerimizde ufacık güller oluyor - acaba? Evet çok değil, onları bilmeden hoşa gideriyoruz Sormayın, ama sormayın, bilmeden aralık tutuyoruz kapılarımızı Bilmeden bekliyoruz, bilmeden uyuyoruz sabahlara değin Kim bilir, belki de biz Tanrısıyız en olunmaz şeylerin. Bu bizim en düzenli hareketimiz: olmak Asılıp kalmışız öyle, görenler bizi görüyor Görenler bizi görüyor ve gidip geliyoruz dikkatle Doğrusu, niye saklayalım, hepimiz bunu yapıyoruz Ama biz yaşıyorken de bunu yapıyoruz sadece Cansız Ve gidip geliyoruz dikkatle. ÇOĞULLAMA Biz bu kendimizi boşuna soruyoruz kendimize Boşuna asıyoruz onları, boşuna öldürüyoruz Bu bizim gözlerimizden ufacık şeyler geçiyor - acaba? Evet, çok değil, bakışırken düzeltiyoruz Biz ne garip şeyleriz ki; doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz Ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak Ben biliyorum, yalan mı, siz de biliyorsunuz. Edip Cansever
V Biz olmayan insanlarız, ya da çok kuşkuluyuz - böyle Nereden geldiniz, tam sizi soracaktım - böyle Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe Yukarı çıkalım, hadi çıkalım, annem çay pişirir size Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur Güneşler girer çıkar ellerinize Biriyle konuşursunuz, olmayan biriyle, hadi sevinin Kim bilir, belki de buluşursunuz Söz verip sizi bekletenlerle Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte Otlara basarız, dallara değeriz, bunları hep yaparız Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde. Dedim ya, annem de var, ama çay pişirmez size Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi Bilmem ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok Belki de öyle beyaz ki, alışmış görünmezliğe. Nereye gidiyorsunuz ama nereye Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz Ya da çok kuşkuluyuz - böyle. Edip Cansever
Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna Değişmek Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan Ve geçilmiyor ki benim Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan. Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum O yapayalnız olmaktaki kendimi Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi Sanki ben upuzun bir hikâye En okunmadık yerlerimle Yok artık sıkılıyorum. Edip Cansever
Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da Açınca camları - diyelim camları açtık ya sonra? - Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim Bilirim ama çok bilirim kapadığımı Öyle iş olsun diye mi, hayır Bilirim içerde kendimi bulacağımı Dışarda görüldüysem inattan başka değil Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum Ve açıyorum bütün muslukları Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı Ne geldiği, ne de gittiği yer belli Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum Alıştım istemiyorum. Edip Cansever