—Evet Ali Rıza Bey! Sen ne dersen de... Onların hatırı için ben her şeye katlanırım. Çünkü ekmeksiz kalırsak onların namusu tehlikeye girer...
Bu söz Ali Rıza Bey'in kafasına bir sopa gibi indi. Bir gün evvel şirkette bir başkasından işittiği sözü hatırlıyordu. "Parasız namus nihayet bir iki göbek dayanır." Hemen birbirinin aynı olan bu iki söz iki dünya kadar birbirinden ayrı iki insanın ağzından çıkmıştı. Hangi korkunç kuvvetti ki bu iki ayrı insanı birbirlerini tanımadan, aynı dilden konuşmaya sevkediyordu.
Ali Rıza Bey, ara sıra merhamet, yahut yüz yumuşaklığı sebebi ile birine para kaptırdığı, yahut evine lüzumsuz bir şey satın aldığı zaman garip bir üzüntü duyar, karısı: "Ziyanı yok... Üzülme, ne yapalım... Olmuş bir şey..." diye teselli etmedikçe bir türlü yüreği rahatlamazdı.
Ancak, Hayriye Hanım, ailenin menfaatine dokunan işlerde hiç şakası olmayan, maddi, hesaplı bir kadındı. Kocasını epeyce üzüp yaptığına pişman etmedikçe, beklediği teselliyi vermezdi.
Sade boş zamanlarını değil, biraz da iş zamanlarını kitap okumakla geçirirdi. Bu, onun uzun memurluk hayatında, devlet hazinesinden çaldığı yegâne şeydi.