“Here I am, a bundle of past recollections and future dreams, knotted up in a reasonably attractive bundle of flesh. I remember what this flesh has gone through; I dream of what it may go through.” ~ Sylvia Plath
Sağlık ve hastalık, belirli bir bedende veya vücudun belli bir kısmında rastgele meydana gelen durumlar değildir. Aslında bunlar, yaşanmış bütün bir hayatın ifadesidir, biri diğerinden soyutlanarak anlaşılamaz: Koşullar, ilişkiler, olaylar ve deneyimler ağından etkilenmiş -ya da daha iyisi, bu ağdan türemiş- bir hayatın.
Milyonlarca insanın aynı kusurları paylaşıyor olması, bu kusurları erdem yapmaz; milyonlarca insanın birçok hatayı paylaşıyor olması, bu hataları doğru kılmaz ve milyonlarca insanın aynı zihinsel patoloji biçimlerini paylaşması bu insanların aklı başında olduğu anlamına da gelmez.
Sayfa 13 - Erich Fromm, Sağlıklı Toplum·Kitabı okudu
Kristof’un bu üçlemesi son zamanlarda okuduğum en sarsıcı kurgulardan biri oldu diyebilirim. Benim için bu eseri bu kadar etkileyici yapan ilk şey konunun tarihe ve savaşa dayanmasından ziyade yazarın olayları ve karakterleri ele alış biçimi oldu. Kurgu için diyebileceğim bir şey yok bence zaten, üç yüz kırk sayfa boyunca aynı merakla okudum.
Öncelikle kitapta herhangi bir ülke, şehir, dil, veya ırk adı geçmiyor. Zamansal olarak herhangi bir bilgi de bulunmuyor. Bu tarz belirleyici unsurlar hakkında birtakım çıkarımlar yapabiliyoruz sadece, mesela hikayenin Orta Avrupa’da geçmesi ve bahsedilen savaşın İkinci Dünya Savaşı olması üzerine hemfikir olunabilir. Yazar bu bilgileri vermeyerek savaş ve onun etkileri üzerine baya evrensel bir anlatım yaratmış. Sonuçta coğrafyadan bağımsız baktığınızda savaş her yerde savaş, insan her yerde insan.
Bunun dışında beni en çok etkileyen Kristof’un anlatımı oldu. Çok açık, yalın, yer yer rahatsız edici. Anlattığı hikaye, karakterler ve olaylar ağır olmasına rağmen okurken sayfalar akıp gidiyor. Betimlemeleri ve olay örgüsünü anlatışı tarafsız, ajitasyon yapmıyor, bu yüzden de çoğunlukla okuduğum şeyler (ölüm, cinayet, tecavüz, ensest, vs.) acımasız bir yalınlıkla rahatsızlık veriyordu.
Özellikle yer yer hassaslık gerektiren olaylarda anlatımının çok açık ve sert olması çoğu okuru rahatsız edecektir ve bu kadarına da gerek var mı diye düşündürtecektir diye tahmin ediyorum. Ama ben savaş, ölüm, insanlık, vs. üzerine bir kurgu yazıyorsak bu sertliğin realist olduğunu ve işlevsel olabileceğini düşünüyorum. Belki de tarih ve insanlık için hassas ve travmatik olan konuları romantize etmek yerine açık ve sert bir şekilde işlersek ciddiyetlerini ve ağırlıklarını korurlar.
“Ama az önce ne dediniz: Acılar diniyor, anılar köreliyor.”
Uykusuzluk çeken adam Lucas’a bakıyor. “Diniyor, köreliyor dedim, evet, ama kayboluyor demedim.”