Rüyasında sevdiğini gören, lakin vakitsiz uyandığı için hiç zaman kaybetmeden "Onu tekrar göreyim," diyerek uyumaya çalışanların nesli tükenince, azaldı gerçek aşkın mayası da.
Bizler ise, özlemden korktukça sevgiliyi beklemeye yüz çevirenler olduk. Bizler, bağlanmaktan korktukça ayrılıklara sarılanlardan olduk. Bizler, sonradan türettik al yazmasız, al yanaksız, arsız, umarsız ve bencil birliktelikleri. İnsana, yaşama ve doğaya dair ne kadar güzel duygu varsa harcadık zamanla. Sevdiğini bir kere görmek için senelerce bekleyen nesillerin, "mesajları iletilmedi" diye dakikalara öfkelenen kuşakları olduk. Ondandır doğal olanın bu kadar güzel gelmesi bizlere, bu kadar efsane olması ve geçmişe duyduğumuz bu derin hasret... Bizler sıradanlaştırıp değersizleştirdikçe kendiliğinden güzel olan her şeyi ve yığınlaşıp kendi biricikliğimizi yitirdikçe, daha da kıymetlenip uzak bir masala belki de bir puta dönüştü geçmiş. Oysa bugün de yaşanabilir gerçek aşk, tek bir kıvılcımla alev alabilir hâlâ.
Yalnız ben değil bu şehir de birazcık zehirlendi şimdilerde. Akşamları uyutmuyor insanı artık. Başımı yastığa koydum mu yıldızlar dilleniyor, duvarlar fisıldıyor, yapış yapış bir karanlık birikiyor gövdemde, hatırlıyorum.