Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkânsızlıkla beraber gelmişti?
İnsan, hayatta tek başına olduğunu karanlık çökünce daha çok hissediyor. Gündelik koşturmacalar hafiflediğinde, yalnızlığın hep yamacımızda olduğunu fark ediyoruz. Sanki elimize bir kıymık batmış da, avucumuzun zonkladığını zihnimiz sakinleştikten sonra algılayabiliyoruz. Tenimizi belki kanatmayan ama çok acıtan bir baskı bu. Ancak odağımız dağıldığında acıyı yok sayabildiğimiz, kaçacak bir yer bulamadığımız zaman etkisiyle yüzleşmek zorunda kaldığımız bir hüzün dalgası.