Kendi yaşamlarımızın en kapsamlı düzenlemelerinin kimi zaman nasıl da gerçek görevlerimizden kurtulmak için yapıldığını; sanki yüz tane gözü olan bilincimiz bizi orada bulmayacakmış gibi, kafalarımızı bir yerlerde saklamaktan ne kadar hoşlandığımızı; ruhumuzu, sırf ondan bir an önce kurtulalım diye, devlete, para kazanmaya, sosyal yaşama ya da bilginliğe satmakta ne kadar acele ettiğimizi; günlük işlerimizde bile, durmamak ve düşünmemek bize daha gerekli göründüğü için, yaşamı idame ettirmek için gerekli olandan çok daha ateşli biçimde ve düşüncesizce köleleştiğimizi hepimiz biliriz.
Bir hayvan gibi yaşamak, açlığın ve arzuların kulu olmak ve buna rağmen bu yaşamın doğasına ilişkin hiçbir kavrayışa varamamak gerçekten de ağır bir cezadır.