Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakta kullanmış oluruz.
#146342180
Yaratık
Gecenin ilerleyen vakitlerinden biriydi, tepesindeki ay olağanca parlaklığı ile kocaman bir deliği, bir geçişi andırıyordu sanki; gökyüzünün en uzak yerine, tam tepesine konuşlanmıştı. Ulaşılması çok zor olmasına karşın fırtınalı, azgın dalgaların arasında kalmış küçük bir sandaldaki umutsuz balıkçının, kıyıya ulaşmak için can havliyle aradığı bir deniz feneri gibi parlıyor ve kendine çağırıyordu sanki. Evden ayrıldığı günü, bu bilinmez dünyaya attığı ilk adımı anımsamaya çalıştı bir an düşüncelerinden sıyrılıp. Ama bir türlü hatırlayamıyordu. Bir an için hatırlasa, aklından bir geçirebilse o anı, içine sıkışıp kaldığı o bedenden, kafasının içinde taşıdığı o koca kokuşmuş çöplükten tiksinip bir an bile o adımı neden attığını düşünmeden yaşamına son verecekti sanki. Ama bir türlü hatırlayamıyordu o günü, o ayrılık anını. Attığı her adımda biraz daha ağırlaşan heybesi, canına tak etmişti. Attığı her adımda ayağını bastığı yollardaki taşları bir bir çantasına koyuyordu sanki gizli bir güç. O ilk anı, o ayrılık gününü hatırlayamamanın acısıyla, sırtında durmadan ağırlaşan yüküne söylenip duruyordu. Bu düşüncelere o kadar dalmış olacak ki, bir süredir yardım istercesine acıyla bakan gözleriyle zorlukla adımlarını izleyip, takip etmeye çalışan o küçük biçimsiz yaratığı fark edememişti. Bir an yanındaki o canlılığı hissedince irkildi ve ne olduğunu anlamaya çalıştı bu küçük biçimsiz şeyin. O kadar şekilsiz ve anlamsız bir yaratıktı ki ne zamandır yürüdüğünü bile hatırlamadığı bu yolda ona benzer bir şeyle hiç karşılaşmamıştı sanki. O an bir ürperti ve tiksinti ile uzaklaşmak istedi ama başarısız oldu. Attığı her adımda o da hızlanıyor ve peşini bırakmıyordu. Neydi bu biçimsiz yaratık, bu karartı? Kaçarak uzaklaşamayacağını anlayınca korkutup kaçırmak