Yaşarken farkında olmadan yenik düştüğüm
bir hâl de buydu, aniden vururdu; hiçbir şeye yakın hissedememe hâli... Sahip olduğum her şeyin önemini kaybettirirdi. Sanki tüm dünya bu hâlimin farkına varır gibi çullanırdı üstüme. İnsanlar diyalog kurardı; bu diyaloglar sırasında iç sesim, "Hadi artık eve gidelim." diye beni çekiştirirdi. Sahip olduğum sorumlulukları yerine getirebilecek gücü kendimde bulamaz; "En fazla ne olabilir?" düşüncesinin sığınağına yerleşirdim.
Bazı tartışmalar fikir üretmez, sadece gerilim boşaltır. İnsan kendi duygusunu taşıyamadığında, kelimelerini sivriltir, anlamaya çalışmak yerine incitmeyi seçer. Bu kimi zaman farkında olunmayan bir iç sıkışmadan gelir. Kimi zamansa bilinçlidir; karşı tarafı küçültmenin, bastırmanın ya da susturmanın bir yolu olarak tercih edilir. Her iki durumda da yapılan şey fikir savunmak değil, zarar vermektir.
Engin Geçtan, İnsan Olmak’ta bunu şöyle ifade eder: “Kimi insan sürekli olarak diğer insanları iğneleyerek kızgınlık boşaltır. Bu mizah, şaka, sitem, kinaye ve benzeri dolaylı yollarla olduğu gibi bazen de doğrudan ve acıtmak istercesine söylenen sözlerle gerçekleştirilir. Böyle durumlarda kişi, sık ama küçük oranlarda gerilim boşaltmakta olduğundan davranışlarının diğer insanlar üzerinde oluşturduğu etkiyi algılamayabilir.”
Bazı insanlar bunu alışkanlık haline getirir. Kırdığını fark etse bile durmaz çünkü amaç anlaşılmak değil, üstün gelmektir. Ve bu, bir tartışma biçimi değildir.
🧠“İnsanlar nizamı yıkmak istiyor” nidaları ile sokakları inleten Arap protestoları gösterdi ki, adalet arayışının her geçen gün arttığı, yolsuzlukların had safhaya ulaştığı, doğruluk, dürüstlük gibi değerlerin artık sadece retorikte kaldığı ortamlarda ahlaki ve fikri devrimlere duyulan istek eskilerden daha fazladır.Bu yazı daha önce ahlak ve fikir üzerine yapılmış çalışmaların üzerine yeni şeyler eklemiyor, böyle bir iddiası da yok. Fakat halihazırda var olan sorunların ve özellikle can yakıcı Arap Baharı tecrübelerinin, fikir ve ahlak harmonisi ile aşılacağı vurgusunu tekrarladığı ve bu alanda bir farkındalık oluşturmak istediği kesin. Muhtevayı ise Cezayirli mütefekkir Malek Bennabi’nin, “medeniyetleri zengin yapan onların sahip olduğu nesnelerin niceliklerinin toplamı değil; ancak düşünce ve fikirlerinin sayısıdır” mucibince oluşturuyor ve Mağripli feylesof Taha Abdurrahman’ın ahlak projesi ile de bunu destekliyor.Tunus’un 11’inci Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki tarafından kaleme alınan iki yazıdan esinlenerek derlenen bu düşünce yazısı, konuyu iç içe geçmiş iki perspektiften (fikir ve ahlak) ele alarak, Arap Baharı düzleminde uzun soluklu ve ciddi efor isteyen bir yol haritası ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Bu hususta edilmiş bütün kelamların, uzun ve hararetli tartışmaların ardından bütün toplumlara ciddi merhaleler ile geldiği unutulmamalı ki artık kışa döndüğü söylenen; fakat görece nihayetlenmemiş Arap hareketlenmeleri bunun en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir.Ahlaka Dair
__Moncef Marzouki “Muhtaç olduğumuz ahlaki devrim” adlı yazısında hasta, hemşire ve doktor örneğinden bahsederek sırasıyla disiplin, merhamet ve mesleki etik yoksa bütün düzenin çatlayacağına değinir. Yine bu minvalde, Malek Bennabi de bireylerin toplumu
edebifikir.com/hikmet/dua-kalb...
"İnsan aciz bir varlıktır, dediğimizde hiç de abartmamış bilakis bilinen bir gerçeği söylemiş oluruz. Her bebek doğar doğmaz anne şefkatine muhtaç. Bu sebeple yıllarca anne ve babası tarafından yetiştirilir. Derken çocukluk evresi başlar. Bu evrede de akıl yeterince gelişmediği için önemli kararlar daima ebeveynler tarafından alınır. Derken gençlik yüz gösterir. Gençlik ile birlikte kişi karar vermeye başlar ama önüne çıkan yahut kendini içinde bulduğu olayları anlamlandırmada tecrübesizlik sebebiyle zorluklar çeker. Olgunluk evresi insanın aklen ve bedenen en doruk noktasıdır. Ama aynı zamanda insanın koskoca kâinat içinde aciz bir varlık olduğunu tam idrak etmenin de zamanıdır. Ve yaşlılık… Hafızanın azaldığı, zihin hareketlerinin yavaşladığı ve tekrar acizliğin yüzünü gösterdiği insanın son evresidir. O halde insan doğumundan ölümüne kadar üzerinde acizlik sıfatını taşıyan bir varlıktır. Ne doğmak ne de ölmek elinde değildir. Hatta hayat, çoğu meselede insanın karar mevkiinde olmadığının idrakidir diyebiliriz. Kısacası insan zayıf bir varlık. Hemcinslerine ihtiyaç duyduğu gibi kendini var eden ve dünya hayatı ile lütuflandıran Allah’a da son derece ihtiyacı var. Dünya hayatının bir han olduğu ve asıl hayatın ölünce başlayacağını düşündüğümüzde insanın kendini var eden Allah’a olan ihtiyacının büyüklüğünü bir nebze de olsa anlayabiliriz. Allah ile kul arasındaki ilişkiyi sağlayan ve kulun acziyetini gidermesi yanında sonsuz bir kudrete sığınmasını sağlayan “dua”dır. Bu sebeple dua Allah ile kul arasındaki ilişkinin merkezinden yer alan kavramlardan biri.
Dua, öznelliği (şahsiliği) ve biricikliği sebebiyle varoluşsal bir ibadet. İnanan için Allah, var edici olmak gibi pek çok sıfatın yanında aynı zamanda
BATI EDEBİYATI
A) ESKİ YUNAN VE LATİN EDEBİYATI
Batı edebiyatının kaynağı, Eski Yunan ve La tin edebiyatlarıdır. İsa'nın doğumundan dokuz yüzyıl öncesine giden ve MÖ II. yüzyıla kadar sü regelen Yunan edebiyatının ana kaynağı, Homeros'un llyada ve Odysseia destanları sayılır. Eski Yunan ve Latin edebiyatının önemli sanatçıları şunlardır:
1. HESİODOS:
— Didaktik bir şairdir. Didaktik şiirin kurucu su sayılmaktadır.
— Yurttaşlarını şiir yoluyla eğitmeye çalışmış; onları adaletli olmaya ve çalışmaya çağırmıştır.
— Köylü hayatını ve insanların günlük işlerini anlatan ilk şairdir.
— İşler ve Günler, en önemli eseridir.
2. SAPPHO:
— Yunan edebiyatının en büyük lirik şairi sayıl maktadır.
— Şiirlerinde özellikle aşk temasını işlemiş; aş kı, Tanrı'nın bir nimeti olarak görmüştür. Yaşadığı çağdan başlayarak, ünü gittikçe ge nişlemiş, kendinden sonraki bazı Yunan ve Latin şairlerini etkilemiştir.
— Sappho'nun şiirleri dokuz ciltte toplanmıştır. Şiirlerinden 170 kadar küçük parça kalmıştır.
3. AİSOPOS:
— Yalnız fabl türünde yazmıştır. Fabl türünün
kurucusu sayılmaktadır. Anlattığı masalların konularını, gezileri sırasında uğradığı Doğu memleketlerinden topladığı tahmin ediliyor. Batı edebiyatında fabl türünde yazan şairler üzerinde derin etkisi görülür. Özellikle, Fran sız şairi La Fontaine, ondan çok yararlan mıştır.
— Fabiler adlı bir eseri vardır.
4. AİSKHYLOS:
— İlk büyük tragedya şairidir. Tragedyanın gelişmesinde büyük payı vardır.
— Eserlerinde gelenekleri ve ahlakı savunur.
— Onun eserlerinde insanlar tanrıların iradesiy le hareket eden yaratıklar olarak gösterilir; bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, alınyazılarının dışına çıkamazlar.
— Doksan kadar eser yazmış olan Aiskhylos'un yalnız yedi tragedyası elimize geçmiş, diğer leri kaybolmuştur.
5. SOPHOKLES :
—
Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler kitabının sonunda arabada bu şarkıyı dinliyor Ethem ve Nurten. Ve aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:
-Nurten sana bir şey daha söyleyeceğim.
-Yeter bildiklerimiz be Ethem. Çok bilmek de iyi değil. Söyleme bilmeyeyim…