HİPOKRAT MI, HİPOKRİT Mİ?
(...) Aristo’ya göre, tracedyanın mîmârı Tespis’tir. Tespis’ten önce sahnede bir “koro” varmış, seyirci onu izler ve dinlermiş. Tespis ilk defa bir “oyuncu”yu korodan ayırarak onun karşısına koymuş; böylece bir “diyalog” ortamı oluşturmuş. Koronun karşısına geçen oyuncunun yüzü maskeliymiş, rol yapar, koroya cevab verir ve yığının (koro) hükümleri karşısında âsi bir kahramanı canlandırırmış. Yüzünün maskeli olmasından ötürü bu oyuncuya hypokrit derlermiş; bu kelime bugün hâlen Batı dillerinde “ikiyüzlü-riyakâr” mânâlarına gelir ve bazı sözde doktorlar “Hipokrat yemini” yerine “Hipokrit yemini” ederler… Diğer taraftan, maskeli, sorgulayan, karşı koyan bir “meçhul” ile, yüzü çıplak, her şeyi bilme ve yapma gücünü temsil eden bir “malûm”un sözkonusu diyaloğu, her zaman kahramanın feci âkıbeti ile, yığının intikamı ile (nemesis) son bulmaktaymış. İşte bu acıklı son, “tracedya”nın temel harcı olmuş! Fakat bu sanat, çok geçmeden, “dehâ”nın kendini bulduğu, verimli bir mecrâ hâline geldi. Eşilyus, Sofokles, Euripides gibi devler, birer tracedya şairi olarak zuhur ettiler. Eşilyus tracedyaya “ikinci oyuncu”yu getirmişti ve Aristo’ya bakılırsa, tracedyayı tracedya yapan kişi oydu. Sofokles, koronun karşısındaki oyuncu adedini üçe çıkarmış ve drama’nın mevzuunu da alabildiğine zenginleştirmişti. Bugün bile heyecanla okunabilen ve Freud’un “Ödip Kompleksi”ne zemin teşkil eden “Kral Ödipus” tracedyası onundur. Övripides’ten sonra ise, tiyatro, insanın iç sıkıntılarını, kendi ile hesablaşmasını ifade edebilir yetkin bir sanat hâline gelmiştir. Bu üçünden sonra, onlar kadar sevilen bir tek Agaton olmuştur; o da, “esatirî geçmiş”e dayanmadan, tamamen hayâlgücünden meydana gelen drama’yı ortaya koymuştur.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Dans ve Tiyatro. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
(...) egemen sınıflar "halk için" düşük düzeyde, değersiz bir sözümona sanat üretimini besleyip geliştirmekte, bunlarla emekçi sınıflarının sanat beğenisini yozlaştırmayı ummaktadır. Tıpkı kendi çocuklarını yabancı okullarda okutup, yoksul halkımızın çocuklarını imam-hatip okullarına gönderişleri gibi, dev bir basın ve eğlence endüstrisi milyonlarca emekçiyi tefrika hikâyeleri, şiddet ve seks kitapları, bayağı filmler, dolmuş plakları ve gazino sanatçıları (!) ile oyalamaya bakmaktadır. Öyleyse sosyalist ve gerçekçi bir sanat için ilk görevden biri, kapitalist düzenin iç çelişkisi ile kurulan bu tuzağın parmaklıklarını kırmak, dar çevrelerde devinmekten kaçınmak, halkın gerçeklerini onlarla diyalog kurabilecek biçimde ve bilinçle yansıtmak, sanatı halka uzaktan bakabilen bir seçkinler kulübünün bilardo masası olmaktan kurtarmaktır.
Sayfa 173 - Birikim, Mart 1975·Kitabı okuyor
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Okuduğum kitaplar arasında istisnasız en iyi alıntı budur:
Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım. Çünkü ağzımdan çıkan, başkalarının duyabildiği bir sesin yanında, içimde yankılanan ve kimsenin varlığından bile haberdar olamayacağı başka bir ses daha vardı. Demek ki kendimle diyalog kurabilir, aynı konu hakkında yüksek sesle bir söz söylerken, içimden de bambaşka bir cümle kurabilirdim. Dünyayla aramdaki köprüyü ve kendime açılan kapıyı böylece keşfettim.
Alıntı
DİYALOG (çok tatlı bir şiir)
Bir gün, bir evde, bir kedi Vardı. O gün, bir evde, o kedi Benden sıcaklığını esirgemedi. O gün, o evdeki o kedi Beni bana götürdü getirdi. Ona şarkılarımı söyledim; Uyudu, bakıyordum, benimleydi. Bir ikilem oldu beklenmedik; Geçmiş günlerin yumaklarını didikledi. Var mıydı, yok, var gibi, Kucağımdaydı kedi. Gözlerindeydi gözlerim, Gözleri gözlerimdeydi. Ellerimi tırmalıyordu elleri... Ürperdim, birden içim titredi. Bir gün, bir evde, bir kedi Vardı. O gün, bir evde, o kedi Beni taa çocukluğumdan aldı. O gün, o evdeki, o kedi, Bak-işte, neler olmuş der gibi, Getirdi beni gençliğime bıraktı. Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.
Şiir
samimiyet !
Samimi olmak, kendi içinde saklı kalmış özel bir şeyi yeniden bulmaktır. Samimiyet ayrıca iki insan arasında harikulade, nadir bir ilişkiyi de ima eder. Samimi olmak, insanın iç duyumlarını dinlemesidir; söylenmiş olanla söylenmemiş olan arasındaki diyaloğu dinlemesidir. Ara sıra paylaşılan bu ikinci coşkulu samimiyet ikidinlemeyi, üst üste gelen ve eşleşen iki diyaloğu gerektirir.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Alıntı
Düşünme, nesneleri inceleme sürecinde zihnin bir söylemidir; özel bir diyalog biçimidir.
Sayfa 35·Kitabı okudu