Bu hepimizin psikolojisi..Derlendi
Bir insan karşısın da, ondan daha bilgili bir insana denk gelince, hasetlenir, hazmedemez...Gerçeği idrak eder ama yine de karşısındaki kişi beğenmez...Bu hazım süreci zor bir süreçtir. Mesela ; mal, mülk paylaşım, adalet,hoş görü gibi kavramların, idrakı için, insana bir hazım süreci lazımdır... Bir sözle oldu bitti olmaz...Bazı insanın yaratılış duygularını kontrol edebilmesi için,bilgi dua ve sabır lazımdır.. Mesela kıskaçlık insanın elin de değildir...Kendi bu duygularla ömür boyu mücaadele eder veya boşlar, akışına bırakır...İşte bura da kişilerin niteliği ve takvası ortaya çıkıyor...ÖRNEK ; Sİyasetciler,toplum öncüleri gibi insanlar,popüler insanlar,konuşma dan önce kendini iyice bir göz den geçirmeli..Acaba konuşacaklarım, kutuplaştırma oluşturacak mı... ? Acaba ben nefsim den mi konuşacağım... ? Acaba ben konuşunca,insanların haset duygularını arttıracağım mı ? Ne kadar mutavaziyim ? ... gibi kendini gözden geçirip,duruşuna,bakışına,yüz ifadesine dikkat etmelidir...Ömür boyu mücaadele eder insan kendi iç çekişmeleriyle. Ya Törpüler, ya da Törpülenir.
1000Kitap
Psikolojik bakış açısıyla hikmet, bireyin karmaşıklık arz eden hayat olaylarında iç görü, anlayış ve şefkatle gezinmesine olanak tanıyan bilişsel ve duyuşsal öğelerin bir kombinasyonu olarak tanımlanır. Hikmet öncelikle bireyin kendisi ve çevresiyle uyum içinde olmasını hedefler. Daha sonra ise bireyin kendisini ve çevresini şekillendirmede pozitif etik değerleri kullanarak hem uzun vadede hem de kısa vadede ortak bir iyiye ulaşmayı amaç edinir.Ancak yine de karmaşık insan ihtiyaçları ve problemleri söz konusu olduğunda hiçbir çözümün tüm boyutlarıyla optimize edilemeyeceğinin farkında olmak gerekir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanın kendiyle perdesiz konuşabilmesi... Bu, ne büyük bir cesaret, ne büyük bir lütuftur. Kendi hakikatini bastırmadan, doğrularıyla yanlışlarıyla yüzleşebilmek. Kalbinin en kuytu odalarında yalnızca kendisinin ve Hakk'ın bildiği o ince sızıya dokunabilmek. Orada, insanın iç aleminde, kimsenin duymadığı fısıltılar vardır. Ne bir kulun bakışı erişir oraya, ne bir sözün gölgesi. Orası, kul ile Rab arasında kurulan en saf miraçtır. Çünkü insan, Rabbinden saklayabileceği hiçbir şey olmadığını idrak ettiği anda, kendi gölge yanlarını da bir bir aydınlığa çıkarır. Kişi, nefsinin karanlıklarını arındırdıkça, ruhu ile hemhal olur. İçindeki ışık genişler, derinleşir, berraklaşır. Saf ruhunla kurduğun muhabbet koyulaşır. Sanki gönül, ilahi bir sırra doğru ağır ağır açılır. Ve o zaman, Kalbe ince bir esinti gibi ilahi mesajlar dokunmaya başlar. Ön görü keskinleşir, idrak kapıları ardına kadar açılır. Kişi, kendi hakikatinin eşiğinde durur. Orada ne gurur vardır ne korku, yalnızca Hakk'ın nefesiyle yoğrulmuş bir teslimiyet. İnsan, kendiyle konuşmayı öğrendikçe, Hakk'ın da onunla konuştuğunu fark eder. Ve işte o an, yolculuk başlar. Dışarıdan içeriye değil, içeriden sonsuzluğa doğru...
Hem entelektüel hem vahşi olmalıyız. Zihnimiz keskin, içgüdülerimiz diri olmalı.
İç görü kadar Dış görü'ye ihtiyacımız var demek ki
Gönderi kullanım dışı
Varoluşun Kırılgan Dansı
Bazen, feleğin kasvetli perdesi ardında saklı yıldızlar, birer umut kırıntısı gibi parıldar. Lakin şu an, zifiri bir gölge düşmüş ufkuma; gündüzün gözüne inen, kurşuni bulutlardan örülü bir kefen. Ardındaki nuru esirgemekte ısrarcı, sırrını fısıldamamakta kararlı… Etrafım güllük gülistanlık, lâkin başımı kaldırdığımda, o karanlık suret beliriyor. Belki de bu, iç âlemimle dış dünyanın amansız tezatı: Bir yanım, şafak vakti açan bir gül gibi aydınlık idraklerle bezeli; diğer yanım ise dipsiz bir kuyu, meçhul bir diyar. "Hangi melodiye neşeyle eşlik etmeli, hangi ağıda gözyaşı dökmeli, bilemiyorum." Bu ikilemde, varoluşun manasını arıyorum. Bazen duygularım, bir yaprak misali rüzgârda savruluyor; olayların girdabında ne yöne gideceğini kestiremiyor. Belki de sevinci ve kederi, yeniden yoğurmalıyım zihnimde. Bu sualler, ruhumun derinliklerine işleyen, felsefi bir yolculuğun sancıları. Duygu ve anlamların gri tonlarını kucaklamak, onları keskin hatlarla ayırmaktan çok daha derin bir sükûnet bahşedebilir. Kendime fısıldıyorum: "Bu aydınlık ve karanlık dehlizlerde, şu an ruhum neye gebe?" Belki de cevap, ne neşe çığlıkları, ne de hüzünlü feryatlar; sadece "var olmanın çıplak deneyimi." 'Sabret,' diyorlar, 'zaman her şeyin ilacıdır; ülkeyi yönetenlere biraz daha mühlet tanı.' Lâkin ömür bir su gibi akıp gidiyor, huzur ise bir serap gibi uzaklarda salınıyor. Belki de bu kararsızlık girdabı, yepyeni bir iç görü için bir kapı aralıyor. Cevapların bir anda belirmesi gerekmiyor. Bu sorgulama hali bile, daha derin bir idrake giden yolda atılmış kıymetli bir adım. Burhan Buruk
1000Kitap