Maggie O'Farrell'ın, Shakespeare'in Hamlet adlı oyunundan ilham alarak oğlu Hamnet'in veba yüzünden öldüğü rivayeti üzerine kurgulanmış romanı. Kitabı okumam uzun zaman aldı, bazen akıcılığını kaybetti ama duyguları geçirmede, Agnes'ın çaresizliği ve doğa hakkında bilgilerine fazla güvenmesinin belki de onun hayatını kökten kötü yönde değiştirdiği gerçegi bir ana mesajla çok iyi verilmiş: Kadere, Ölüm'e karşı gelemezsin.
Kitap boyunca Agnes'ın annesi doğa ile çok uyumlu ve ona bağlı, doğanın dilini konuşan ve insanlara yardım eden biri olarak gösterilir. Keza kendisi de sonradan annesi gibi hayatına devam eder, bitkiler hakkında bilmediği ve iyileştiremediği hastalık yoktur. İnsanlar her derdi için ona gelir ama ona tuhaf gözle bakmaktan da geri duramaz çünkü anlamazlar bu kızın hallerini. Neden doğayla bu kadar iç içe olduğunu, neden baş ve işaret parmağı arasındaki yeri sıkıp insanlara hayatlarıyla ilgili şeyler söylediğini... Ve de gencecik bir adamı kendisine nasıl bağlayabildiğini, nasıl birbirlerine aşık olabildiklerini. Çoğu kişi onu da annesi gibi bir büyücü veya cadı sanar, halbuki kendisi sadece bitkilerle iyileştiren bir şifacıdır. Doğayla oldukça uyumlu ve kendisinin bir uzantısı gibi olan bir şifacı...
Ama belki de Agnes'ın unuttuğu ve ona çok kötü sonuçlarla dönecek olan şey de her hastalığı iyileştirebilmesinin Ölüm karşısında hiçbir anlam ifade etmediğidir.
Ölüm bir hastalık değil, herkesin er ya da geç karşılaşacağı sondur çünkü.
Agnes'ın üç çocuklarından ikisi ikiz olarak doğar, Hamnet ve Judith. Doğumlarından öncesinde Agnes, büyük kızı Sussanna'da olduğu gibi cinsiyet hissedemez ve nerdeyse ölümle burun buruna gelir. Bu anda da "ölüm döşeğindeyken" yanı başında iki çocuk silüeti görür ve böylelikle hayatı boyunca bildiği ve hissettiği şeyin