7/10
·342 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 15:20
Başlarda ortaya çıkan dinlerden söz etse de kitap ağırlıklı olarak Hristiyanlık ve onun farklı kolları üzerinde duruyor. Özellikle Hristiyanlığın Amerika’ya taşınmasıyla birlikte kapitalist sistemle kurduğu ilişkiyi anlatan bölümler dikkat çekiciydi.Burada dinin şirketleşmesini okuyabilirsiniz. Ben daha sorgulayıcı ve eleştirel bir metin bekliyordum. Ancak zaman zaman, farklı bakış açılarını tartışmaktan çok okuru İsa’nın yeniden gelişine ikna etmeye çalışan bir anlatımla karşı karşıya kaldığımı hissettim. Bu nedenle beklentilerimi tam olarak karşılayamadı. Bununla birlikte, yüzyıllar boyunca din adına yürütülen savaşlarla dinlerin öğütlediği ahlaki ilkeler arasındaki çelişkiyi sorgulaması kitabın en güçlü yanlarından biriydi. İnançların tarih boyunca nasıl şekillendiğini ve siyasi, ekonomik yapılarla nasıl iç içe geçtiğini görmek açısından da düşündürücü bir okuma sundu. Son sayfalarda yer “tüm dinler afyondur” yaklaşımı kitabın özeti oluyor kanımca.. Dinlerin tarihi kadar, insanların inançları adına neleri göze alabildiği de ürkütücü bir tarihi anlatıyor.
Dinin Kısa TarihiRichard Holloway · Alfa Yayınları · 2019324 okunma
Siyah Deri Beyaz Maskeler Üzerine
Puan vermedi·280 syf.·
2026 49. kitabı
Siyah Deri Beyaz Maskeler, insanın kendi bedenine yabancılaştırılmasının kitabı. Irkçılığı yalnızca dışarıdan gelen bir aşağılama olarak değil, insanın içine yerleşen, dilini, arzusunu, aynaya bakışını, aşkını ve kendilik duygusunu bozan bir düzen olarak ele alıyor. Bu yüzden metin, sömürgeciliği sadece toprakların işgaliyle açıklamaz; asıl işgalin insanın zihninde, teninde ve sesinde başladığını gösterir. Kitapta dil meselesi merkezi bir yerde duruyor. Zenci ve Dil bölümünde, sömürgeleştirilmiş insanın Beyaz dünyanın diline yaklaşarak kendisini kabul ettirmeye çalışması anlatılır. Dil burada yalnızca konuşma biçimi değil, insan sayılma iznidir. Kendi diliyle konuştuğunda aşağılanan, Beyazın dilini iyi konuştuğunda ise taklitçi görülen insan, daha en baştan çıkışı olmayan bir koridora yerleştirilmiştir. Siyah Kadın-Beyaz Erkek ve Siyah Erkek-Beyaz Kadın bölümleri, aşkın bile sömürge düzeninden bütünüyle bağımsız kalamadığını gösterir. Mayotte Capécia, René Maran ve Jean Veneuse üzerinden kurulan çözümlemelerde arzu, yalnızca kişisel bir duygu olmaktan çıkar; kabul edilme, yükselme, beyazlığa yaklaşma ve eksik bırakılmış benliği onarma isteğiyle birleşir. Bu bakımdan kitap rahatsız edicidir, çünkü en mahrem görünen yerde bile tarihin soğuk elini gösterir. Octave Mannoni ile hesaplaşma ise metnin en önemli damarlarından biridir. “Bağımlılık kompleksi” düşüncesine karşı yazar, aşağılık duygusunun sömürgeleştirilmiş insanın doğasında bulunmadığını, tarihsel ve ekonomik şiddet tarafından üretildiğini söyler. Böylece suç bireyin içine değil, onu o hale getiren yapıya çevrilir. Bu nokta kitabın gücünü artırır; psikoloji, kişisel zayıflıkların dar odasından çıkar, tarih, ekonomi, okul, devlet, dil ve gündelik aşağılama ile birlikte düşünülür. Kitap boyunca
1000Kitap
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Encore Yayınları · 2016690 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·200 syf.··
2026 14. kitabı
Menderes’in son dönemi,60 İhtilali’ne bir adım kala ve14 Temmuz 1959 katliamı romanın içerdiği zaman dilimleriyken;roman,1991 yılına uzanan bir tutsaklık yolculuğudur.Ressam Bir kadının evliliğe,bir adama tutsaklığı,Kerkük Türklerinin tutsaklığı ve Türkiye’nin siyasi ikliminde insanların tutsaklığı, öz kimliğinden uzaklaşıp kendi halkına ihanet edecek raddeye gelen ve kendi kimliğinden kopan insanın tutsaklığı...Kerkük Türklerinin yaşadığı zulmü, baskıyı tutsaklık olgusuyla anlatan roman;bir kadının yanlış bir evlilikle içine düştüğü tutsaklığı ve bu durumla olan mücadelesini de katmanlı bir biçimde işler. Turan ve Turan ülküsünü irdeleyen roman, karakterlerin farklı bakış açıları sayesinde dönemin Türkiye’sini objektif bir biçimde yansıtır. Anlatımda geriye dönüşlerin olduğu romanda birden fazla tutsaklık iç içe geçer. Kerkük Türkmenlerinin uğradığı zorluklar, asimilasyon politikaları,hürriyet mücadeleleri edebi bir dille anlatılırken,tutsaklık,milli kimlik, özgürlük,ihanet,her devrin adamı olanlar romanın temelini oluşturur. Karakterlerin iç çatışmaları,tutsaklıkları ile beraber dönemin sosyo-politik panoraması çizilir.Aynı zamanda toplumun evli kadın ile dul kadına olan iki yüzlü bakış açısı Selma karakteri üzerinden aktarılır. Her kadına aşırı ilgi duyan,eşini aldatan Orhan, değer yargılarını yitirmiş ve erkekler tarafından arzulanan Selma,halkın yasaları ile evliliğinde ve küçüklüğünden beri kendinden önce başkalarının isteklerini önceliğe almanın önemli olduğunu düşünen mesuliyetler üstlenen ve yaptığı evlilikle de evde tutsaklık içinde olan Ceren,Türkmen harekâtının liderlerinden ve büyük Türkiye ülküsüne inanan Tarık,karısını aldattıkça varlığını tamamlayabilen Haldun,Batı’ya hayran olan Kenan... Tüm karakterler,Işınsu’nun kaleminin ustalığında incelikle inşa
TutsakEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2018314 okunma
Canan Tan’ın Piraye'sine Eleştirel Bir Bakış
5/10
·431 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:24
Canan Tan’ın Canan Tan Piraye Piraye romanı, okuyucuya "modern, özgür ruhlu, kendi ayakları üzerinde duran ve çok yükseklerde yaşayan bulunmaz bir kadın" imajı pazarlayarak başlar. Ancak sayfalar ilerledikçe yazarın bakış açısıyla okurun gerçekliği arasındaki o derin uçurum açılır. Çünkü karşımızda iddia edildiği gibi ne destansı, büyük bir aşk vardır ne de gerçek anlamda güçlü bir kadın karakter. Karşımızdaki Piraye, aslında son derece silik ve çelişkilerle dolu bir figürdür. Piraye’nin bu ikiyüzlü duruşu, hayatındaki erkeklere gösterdiği o muazzam tolerans tezatlığında saklıdır: İlk Perdede Kolayca Silinen Masumiyet: Üniversite yıllarında hayatına giren, kendisiyle Nazım Hikmet şiirleriyle konuşan, edebiyatla iç içe o masum çocuğu en ufak bir şeyde "benim dengim değil" kibriyle tek kalemde hayatından çıkarır, üzerini acımasızca çizer. Kendini çok yüksekte gördüğü için ona hiçbir tolerans göstermez. Feodalitenin Karşısında Eğilen Gurur: Aynı Piraye, üniversite ortamında kendini "ağa" gibi tanıtıp hava atan, ama kendi memleketine ve töresine girdiğinde ailesinin karşısında tek bir kelime bile edemeyen, kendi kararlarını alamayan muazzam ezik ve silik bir adam olan Haşim’in karşısında ise adeta el pençe divan durur. Haşim’in ve ailesinin o baskıcı, feodal dünyasına gösterdiği ucu bucağı gelmeyen tolerans, Piraye’nin o "bağımsız kadın" maskesini tamamen düşürür. Bu durum, ortada kör kütük bir aşk olmadığını; aksine Piraye’nin bilinçaltında o ailenin gücüne, toplumdaki yerine, zenginliğine ve statüsüne duyduğu gizli bir hayranlık olduğunu gösterir. Kendini erişilmez ve bulunmaz Hint kumaşı zanneden bu kadın, gerçek hayatın içine ve o töre çarkının çelişkilerine daldığında hiçbir ağırlık koyamaz. Ne o hayata tam anlamıyla isyan edebilir ne de savunduğu değerlerin arkasında
PirayeCanan Tan · Altın Kitaplar · 201350,4bin okunma
Dalgalar|Virginia Woolf
Puan vermedi·264 syf.··
2026 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:56
(Spoiler içerir) Bazı kitaplar bittiğinde "Beğendim." ya da "Beğenmedim." demek kolaydır. Dalgalar ise benim için bunlardan biri olmadı. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, onu değerlendirebilmek için zamana ihtiyacım olduğuydu. Öncelikle söylemeliyim ki okuması oldukça zor bir kitaptı. Sürekli bir içe bakış hâkimdi. Alışık olduğumuz anlamda ilerleyen bir olay örgüsü yoktu. Zaman zaman kitaptan koptuğum, hatta okumayı bırakmayı düşündüğüm anlar oldu. Fakat yine de devam ettim ve bitirdiğim için mutluyum. Roman boyunca doğumdan ölüme uzanan insan hayatı, güneşin gökyüzündeki yolculuğuyla metaforik bir şekilde anlatılıyor. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık... Hayatın tüm evreleri, altı farklı karakterin iç sesiyle birlikte akıp gidiyor. Bu yönüyle Dalgalar, bir hikâye anlatmaktan çok insan zihnini anlatıyor. Virginia Woolf'u okurken sanki onun zihninin içinde dolaşıyormuşum gibi hissettim. Bazen karmaşık, bazen melankolik, bazen de büyüleyici bir dünyanın kapıları aralanıyordu. Kitabın en etkileyici yanı ise karakterlerin en gizli duygularını büyük bir dürüstlükle ortaya koymasıydı. Kıskançlık, imrenmek, kendini başkalarıyla kıyaslamak ya da itiraf etmekten çekindiğimiz düşünceler... Woolf, bunları insan olmanın doğal bir parçası olarak anlatıyor. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri ise ölüm ve yas üzerine olan satırlardı. Bu konuda bugüne kadar pek çok alıntı okudum. Ancak bu kitapta yas, alışık olduğum şekilde anlatılmıyordu. "Her şeyin merkeziydi o. Artık noktaya gitmiyorum. O yer boş." cümlesi, kaybın insanda bıraktığı boşluğu uzun uzun anlatmadan hissettirebildi. Belki de bu yüzden kitap boyunca en çok aklımda kalan satırlar bunlar oldu. Bazı kitaplar okunduğu anda değil de insanın içinde yavaş yavaş anlaşılır.
Duygu ve Düşünce
DalgalarVirginia Woolf · Sia Kitap · 20203,965 okunma
Kara Afrika'nın da Karası
10/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2026 68. kitabı
️"Kumdan Yürek" Zanzibar doğumlu yazar Abdulrazak Gurnah'ın 2021 Nobel Edebiyat Ödüllü eseri. Göçmenlik, aidiyet, aile sırları, sömürgecilik, güç, sömürgecilik sonrası kimlik arayışı ile yazılmış etkileyici bir postkolonyal edebi eser örneğidir. ️Olaylar "kara Afrika'nın da karası" Zanzibar'da doğan Salim'in ağzından anlatılır. Mutlu bir çocukluk yaşarken babası Masud'un aniden evi terkedişi, amcası Amir'in evlerine gelişiyle olaylar başlar. Özellikle annesi Saida ve babası derin bir sessizliğe bürünür. Salim'in 7 yaş, çocukluk yılları yalnızlık ve güvensizlik hisleriyle geçer. Babasının kaldığı yere her gün sepet ile annesinin yaptığı yemekleri götürür. Bir anda yüksek mevkilere uzanan dayısı Londra'ya yerleşir. Anne Saida, Salim'i sebebini söylemeden İngiltere'ye dayısı Amir'in yanına gönderir. Salim üniversite okuduğu Londra'da yaşadığı yalnızlık, dışlanmışlık, göçmen psikolojisi, göçmen evlerinde (A.B.O. evi) ve sokaklarda yaşam, ev ve arkadaş ilişkileri, kız arkadaşları, ırkçılıktan dolayı ondan uzak duranlar ve onu terk edenler, dil sorunu, çalışmak zorunda oluşu, annesine yazdığı içli mektuplar ve mektup defteri, aşkları eserin en uzun ikinci bölümünü oluşturur. ️Eser, kahramanların psikolojisini derinlemesine işler. Annesinin ölümü üzerine Zanzibar'a gelen Salim, gizlenen acı gerçeklerle babasının yaşananları anlatması üzerine öğrenir. Babasının Amir'in tutuklanmasını, Hakim'in gerçek niyetini, babasını ve annesini otoriter güç yüzünden kaybeden anne Saida'nın Amir'i koruma isteğini ve çarpık ilişkisini uzun uzun oğlu Salim'e anlatması eserin son bölümlerini oluşturur. ️Shakespeare'in Kısasa Kısas eserindeki otorite, ihanet Lord Angelo (Hakim), Isabella (Saida) benzetmesi eserin sonunda kısaca anlatılır. ️Eserin önemli bir noktası da Zanzibar tarihi ve
Kumdan YürekAbdulrazak Gurnah · İletişim Yayınları · 20212,302 okunma