Samantha Harvey, romandaki astronotlar gibi uzayda yürümemişken, dünyanın tüm kıtalarını, okyanuslarını, dağlarını, göllerini, çöllerini, ışıklarını, kuzey ışıklarını, üstelik de uzaydan görmemişken, büyük bir beceriyle, bize bunun nasıl bir şey olduğunu anlatıyor.
6 astronotun, bir uzay aracı içinde dünyanın yörüngesinde geçirdikleri yirmidört saat üzerine kuruluyor temel yapı. Bu sürede dünyanın yörüngesinde 16 kez dönen ve defalarca gün doğumu / batımı gören bu insanların neden astronot olduklarını, astronot olmanın duygusal ve bilişsel olarak nasıl bir şey olduğunu, uzaydan dünyayı görmenin hissettirdiklerini, gördüklerinin astronotlara göre ayrı ya da ortak anlamlarını yazıyor. Dünyada önemli olan güç savaşları, politika gibi konuların uzayda hiçe yakın anlamı varken çevre sorunu ve kitlesel askeri saldırıların ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sererken, aynı zamanda varoluşa dair sorulara cevap olabilecek bir anlatı sunuyor.
Mekan ( uzay aracı) elbette bir miktar klostrofobi yaratıyor insanda, ama orada bile insana dair belirsiz gibi görünen güçlü iddialar uçuşuyor.
Yazarın tarzı bir şekilde aklıma anlara büyüteç tutan Rebecca Solnit'i getiriyor. Amerikalı, Japon, İngiliz , İtalyan astronotların, iki Rus Kozmonotun, anıları, içs orgulamaları, uzayda olup bitenlerin, uzaydan algılanan dünyanın genişleyen anlamlarıyla iç içe geçiyor. Şiirsel coğrafi betimlemelere eşlik eden düşünceler, bu anlamları belirginleştiriyor, sonsuz anlam olasılıklarına kapılar açıyor.
Çok renkli, duyulara ( özellikle görme) hitap eden, sizi düşünceler arasında savuran bir anlatımı olmasına rağmen oldukça dingin, tatmin edici, haz verici bir metin.