Son birkaç günüm adamakıllı ıstırap içinde geçti. İnsan vücudunun böylesine azap
çekebileceğini bilmezdim doğrusu. Ah, geçmişteki hayatım! Bugün o hayatı iki kat
ödüyorum.
Kırlarla sevda arasında bir eşlik düşünülmüştür. Doğrudur bu. Sevdiğimiz kadını
mavi gök, yeşil çimen, çiçekler, kokular, meltem, kırlardaki, ormandaki pırılpırıl
yalnızlık kadar güzel hiçbir şey çerçeveleyemez.
Biliyordum, bir sebep ileri sürüp özür dilese kabul etmeye hazırdım.
Hiç olmazsa onu, böyle, bir daha görmeyeceğim bir yerde, doya doya, gönül rahatlığıyla
severdim.
Elvedâ, sevgili Marguerite’m; ne dilediğim gibi seni sevebilecek kadar zenginim, ne
senin dileğine göre sevecek kadar fakirim. İkimiz de unutalım artık; sen sana hemen
hemen yabancı gelen bir adı; ben, benim için âdeta imkânsız bir saadeti.