Yalnızca distopik bir hikaye değil, başından sonuna kadar gerim gerim gerilmenizi sağlayacak bir başyapıt.
Bir uçak dolusu erkek çocuğumuz başlayan dünya savaşından kaçmak adına yolculuğa çıkar fakat yaşanan aksilik sonucu uçakları ıssız bir adaya düşer. Daha önce Kızıl Veba'da da okuduğumuz gibi, insanın doğada vahşileşme sürecine tanık oluruz.
Çocuklar kendilerine bir lider seçer, aslında modern hayattan alışık olduğumuz düzenin ilkel bir yansımasını kurarlar.
Okuduğum yayının son kısmında çok güzel bir inceleme yazısı bulunuyordu. Yazar, kitabın başından beri özellikle dikkatimi çeken Simon karakterini İsa'ya benzetmiş. Bu şekilde düşününce Simon'ın cinayeti çok daha fazla anlam kazanıyor. Öte yandan diğer bir cinayet olan Domuzcuk vakası her sayfada hangi çocuğun öldürüleceği heyecanını yaşarken kesinlikle şaşırmadığım tek olaydı.
Jack ve Ralph üstünde durulması gereken karakterler. Kitabın başları biraz sıkıcı gelse de sona doğru çocukların Ralph için ava çıkması ve o kovalamaca son zamanlar okuduğum en sürükleyici şeydi. Neyse ki sonunda derin bir nefes aldık, başka türlü bitseydi içime dert olurdu.
Velhasıl kelam, hoş kitaptı. Simon bunları hak etmedi.