Kitap Podima isimli bir köyde yaşanan cinayet çerçevesinde anlatılıyor.
Cinayet sonrası İstanbul'dan gelen genç bir gazeteci kız, olayı açığa çıkaran ilk kişi olma umuduyla yine bu köyde yaşayan Ahmet Arslan isimli emekli mühendisin kapısını çalar. Ahmet Arslan bu kıza cinayetle (ve dolayısıyla kitabın akışıyla) ilgisi olmayan geçmişini yaklaşık 300 sayfa boyunca anlatır. Kitabın sonunda aslında Ahmet Arslan olarak tanıdığımız karakterin, Ahmet Arslan'ın ikizi olan Mehmet Arslan olduğunu; geçmişinde yaşadığı travmalar sonrası kendini, 10 yaşındayken ailesiyle birlikte kaybettiği ikizi yerine koyduğunu öğreniriz. Kitabın son kısmında tam olarak "Ben aslında Oray Bey değilim, Oray Bey'in kardeşi Koray Bey'im" anı yaşanıyor. Kitap boyunca gazeteci kız ve Mehmet Arslan arasında wattpadvari pedofik bir iletişim söz konusu. Tek elle tutulur yanı olarak Mehmet ve Olga arasındaki aşk diyeceğim, adamın 1 senelik tutsaklığından sonra bu hikaye de Olga'nın lezbiyen çıkmasıyla sonuçlanıyor. Yani ben kitabın tek heyecanlı yanı olan köydeki cinayet haricinde neden Mehmet Bey'in sonuçsuz ve geçmiş travmalarını, kitaptaki akışa hiçbir şekilde katkısı olmayan gazeteci kızın basit repliklerini okudum bilmiyorum. Kitap boyunca yazar, Mehmet Bey'in katil olduğunu düşündürecek bir akış bile izlememiş. Demem o ki, tamamen birbirinden bağımsız ve zaman kaybı olaylar silsilesi. Zülfü Livaneli'nin kaleminden okuduğum ilk kitaptı ve önyargısız bir şekilde başlasam da inanılmaz derecede beğenmedim. Önerebileceğiniz başka kitaplar varsa buna açığım. İyi günler dilerim.