Son zamanlarda karakter diye bir şeyin olmadığını düşünmeye başladım. Nice yazar, şöyle karakter yarattım, böyle karakter yazdım diye böbürlenir. Okurlar da o karakterlerin şusunu busunu çok iyi bilirmiş gibi konuşmaktan geri durmazlar, fakat işin özü yazarların yalanlar uydurarak kafa bulmasından, okurun da bu yalanlara bayılmasından başka bir şey değildir. Doğrusunu söylemek gerekirse sabit ve nihai karakter diye bir şey bile yoktur. Asıl olan, romancıların nasıl yazacaklarını bilmedikleri bir şeydir. Olur da bunu denerlerse ortaya çıkan ürün bir roman olmayacaktır. Gerçek insanları anlamak güçtür.
Çünkü bu demek oluyor ki, kaygılarım beni bir adım atmaya sevk ederse, aslında kaygılarıma doğru bir adım atmış olacağım. Kaygılarım tarafından hem kovalanıp hem de çekilerek istemsizce hareket edecek; durmaksızın yürümeye devam etsem bile bir noktaya varamayacağım. Ömrüm boyunca çözüm bulamayacağım kaygılar içinde dolaşıp duracağım.