Ide

Puan vermedi·392 syf.··
2024 39. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2024 10:56
sayfa 351, rosie will’e “ben yarım kalmış bir insanım” diyor. eğer yarım kalmış bir ikili ilişkinin herhangi bir tarafı olduysanız bu hissin ağırlığını çok iyi biliyorsunuz. “dünyadaki her şeyi seninle yapmak istiyorum.” diyor aynı kişi. ve yarım kalmış biri dünyanın haberi olmadan bunu yapabileceğini zannediyor. iki alıntı da aklınıza birini getiriyordur mutlaka. her şeyi yapmak istediğiniz birine karşı eksik kalıyorsunuz, hala aynı yükü taşıyorsunuz. çünkü dünyada her şeyi biriyle yapmayı isterken, yalnızca ikiniz için dönen bir gezegeni düşlüyorsunuz. ama kimse bilmeden, kimse görmeden, hangi anı her şeye dönüştürebilirsiniz? yarıda bırakılarınların her zaman bir yerde yaşadığı fikri peşinizi bırakmıyor, genelde de her şeyi yoluna koyduğunuzda o tanıdık his geri geliyor. tekrar, yeniden ve yine yaşayabilirim hissi. isimsiz ilişkileri en anlamsız anlarda hatırlamamızın sebebi de tüm boşluklarımızı onlarla doldurmaya çalışmak. ihtimaller arkaplanda canlılığı korumaya her daim devam eder, ortaya çıkacağı anı kollar durur. gün sonunda dünyada her şeyi birlikte yapmak istediğimiz insanı açılıp kapanan bir kapı haline getirmek karşılıklı tükenmeye zemin hazırlar ve yuvanızı bile öğrenemeden, dünya siz hiç olmadan da yaşlanmaya devam eder. “ters çevrilmiş bir kar küresi gibi sürekli soğuk ve sarsılmış hissetmek” gece ve sonra’da yazar bu bahsettiğim yarım ilişkide hislerinizi tanımlamaya yardımcı oluyor. sarsılmış hissetmek. kafamdan atamadığım bir tanım. benzer şeyleri normal insanlar ve bir gün kitaplarını okurken de hissetmiş olabilirsiniz. yıllarca süren bir tanışıklık ve içeride bir şeylerin dolup taşması ama dışarıda yer bulamaması. yaşarken ilerleyebilmenin tercihlerden ibaret olduğunu düşünüyordum, bir dakika sonrasından on yıl sonrasına kadar olan geniş bir
Edebiyat
Gece ve SonraClaire Daverley · Domingo Yayınevi · 20241,181 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·626 syf.··
2023 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2023 14:15
jane eyre. bu kez brontë kardeşlerin charlotte’u ile tanıştım. 19. yüzyıl ingiliz edebiyatına iyi yer edinmiş zengin ailelerin tutturduğu “balo-misafir” kültürü, victoria dönemi sınıf sorunları, eş seçiminin önemi, sert bakışlı soğuk ama iyi yürekli adam, diğerleri gibi olmayan o kadın karakter... saydığım şeyler size sıkıcı geliyorsa ya da tam olarak aradığınız şey buysa, iki türlü de jane eyre okunur. yetim ve öksüz jane’in yengesi tarafından “yaramaz” bulunduğu için yatılı bir okula gönderilmesiyle kitap başlıyor, 10 yılın ardından öğretmenlikten mürebbiyeliğe geçişiyle de asıl hikayemiz başlıyor. edward rochester’ın konağında adela isimli bir kıza mürebbiyelik yapıyor ve o sırada kendinden yaşça büyük rochester’a aşık oluyor. kitap boyunca jane’in dini çelişkiler yaşadığını ve çevresindekiler kadar inançlı olamayışını okurken yer yer tanrı’ya dua ettiğini görmek bana onun aşırı yalnız ve az çok inandığı yüce bir varlıktan dilek dileyerek insanlardan çok kendiyle yaşamakla yetinmeye çalışan biri olduğunu düşündürdü. “içinde gömülü duran ateş hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor. duyguların en güzeli, insanoğluna bağışlanan en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. onca acı çekerken gene de mutluluğu yanına çağırmaktan kaçınıyorsun; onun seni beklediği yere doğru bir adım atmaya bile yanaşmıyorsun” yalnızlık ve dini çatışmaların yanında charlotte’un işlediği aşkı sevdiğimi söyleyebilirim. jane’in gerçek aşk ve direkt olarak sevilmekten mahrum kaldığını ve buna ne kadar aç olduğunu bildiğimiz için edward’da aşkı araması okuyanları şaşırtmamış olacaktır. jane’in mevkiyle alakalı olmadan sevebildiğini ve istediği hayatın bağımsızlıktan, eşitçe sevmekten geçtiğini biliyoruz. bunu sadece aşkta değil tüm ikili ilişkilerimizde aramıyor muyuz çoğumuz? erişmek
Edebiyat-Düşünce
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2023 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2023 12:48
kefaret: “örtmek, gizlemek, inkâr etmek, telafi etmek” kitabı çok uzun zamandır okumak istiyordum, filmi de aynı şekilde merak ediyordum ama okumadan izlemeyi hiç istemedim. önce filmi seyretseydim briony’i tam olarak anladığımı, okurken sinirlendiğim küçük kızın hatasını kesinlikle yok sayabileceğimi zannedebilirdim. eğer filmi izlediyseniz okumanızı çok önermiyorum (çok paralellik olsa da), filmi çekilen kitaplara yönelik genel düşüncem bu; önce kitap sonra film. bunun en büyük sebeplerinden biri de (bence) iki eser arasında bir bağ oluşturmak durumunda kalmak ve bu bağlantıda filmlerin bakış açısını yönlendirmede, hafıza ve zihin üzerinde daha etkin olduğunu düşünmem. gelelim artık kitaba!! 13 yaşındaki briony, hizmetlilerinin oğlu robbie’nin ablasına yazdığı mektubu okuyor, onları görüyor ve hikayesi başlıyor. hikayesi diyorum çünkü bu ne kadar başta robbie ve cecilia’nın kitabı gibi görünse de aslında briony’nin hikayesi. bir çocuğun hikayesinin, yetişkinlerin hikayelerini nasıl belirleyebileceğini okuyoruz. kitapta sadece sinir olacağınız bir çocuk yok, bir büyüme öyküsü, aşk, savaş, suç ve yalan. okurken bir çocuğun yetişkin dünyasından ne kadar uzak ve bilinçsiz olduğuna şahit oluyorsunuz. yaptığı şeyle onu suçluyorsunuz kızıyorsunuz ama çocuktu!! gerçeği değişmiyor ve suçunu başka kişilere, hallere ve hislere yüklemeye başlıyorsunuz. küçücük bir spoiler olabilir. kitabın içeriğini, yazarın anlamak istediğimiz zihniyeti özetleyen robbie’ye birçok kez söylenen, cecilia’dan “bana geri dön” sözleri. kitapta bu cümleleri kardeşine de söylediğini ve kardeşini koruyan kollayan bir abla olduğunu biliyoruz. briony de tıpkı ablasının yaptığı gibi onu korumak istiyor, bunu halen daha bir çocukken yapmak isteyişi ise bu hikayeyi yaratıyor. anlatıcı/yazar sonunda,
KefaretIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 20201,325 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2023 33. kitabı
daha beş dakika önce tanışıp sohbet ettiğimiz kişinin adını, bir hafta önce okuduğumuz kitapların sonunu, yıllar önceki karşı komşumuzun görünüşünü ve yaşadığımız diğer anlardaki en basit detayları unutuyoruz ya da farklı anımsıyoruz. hafızanın arıza veren köşelerinin bu kısmında da tony yanlış anımsadığı geçmişin gerçek sonuçlarıyla yüzleşiyor. başlarda ne kadar tarih ve felsefeye ilgili bir arkadaş grubu, genç-yaşlı zihniyeti farkı, arkadaşlıklar ve ilişkiler hakkında yazılmış gibi görünse de sonlara doğru rota şaşıyor. beklediğim gibi gitmediğini rahatça söyleyebilirim ama bu kez iyi anlamda. sonu beni gerçekten şaşırttı ve küçük bir spoiler bile bunu mahveder diye düşünüyorum. yani bir anlatı-kısa roman gibi gözüken bu kitap gizem dolu. eğer filmini önceden izlediyseniz kitabı önermiyorum. arka kapağını aşırı detaylı bulduğum kitapta spoiler vermeden konusunu anlatmak oldukça zor, yine de şöyle diyelim: anlatıcı ve ana karakter tony, eski kız arkadaşının annesinin vasiyetini içeren, yerinde olsak ne alaka ya diye şaşıracağımız, bir mail alıyor ve mailde yine eski bir arkadaşının günlüğünü ona bıraktığından bahsediliyor. tony de bu günlüğün ve anımsadığı geçmişinin peşine düşüyor. okudukça ne kadar şeyi yanlış hatırlıyorum, geçmişim ne kadar uydurma ve geleceğim hangi yalan anılar üzerine kurulu diye düşündüm. ama o anların gerçek halini anlatacak kişiler de artık o geçmişin derinlerinde gömülü olunca bu 'ne kadar' sorusuna bir yanıt bulamadım. daha uzun olsaydı karakterlerin derinliği belki daha doyurucu olabilirdi. ama üzerine düşüneceğiniz öyle derin cümleler var ki o detayı geri plana atabiliyorsunuz. yani kitabı beğendim, sonunun şaşırtıcı olmasını, dilini ve verdiği mesajları iletme şeklini çok sevdim. yazarla tanışma kitabımdı, memnun oldum Bir Son Duygusu
Edebiyat
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,559 okunma
Puan vermedi·724 syf.··
2023 28. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2023 17:42
uzun zaman sonra yazmak da böyle bir kitabı yorumlamak kadar yabancı ve uzak. ve bir aşamada içi hep boş, bir yerleri eksik kalacak hissi yine kafamda. sanırım sadece yazdığımda değil okuduğumda ve okumadığımda, öğrendiğimde ya da hiç bilmediğimde, her gün dinlediğim şarkılarda veya hiç duymadığım bir seste, daha önce ezbere bildiğim şiirlerde ve artık sadece adını hatırladığım insanlarda; bir yerlerim hepsinde eksik ve hepsi bende eksik. hakan günday’ın az’ının derda’sının sevdiği biricik yazar oğuz atay’ın tutunamayanlar’ından selim’in de dolduramadığı boşlukları var. çünkü zaman ilerliyor ama o uzaklaşıyor, yabancılaşıyor böylece sorgulamaların ve tutunma çabasının sonunu bir yitme hikayesi getiriyor. oğuz atay’ın okuduğum ilk kitabı. farklı ve karmaşık bir dil ama karakterler bizden, benden, senden, ondan. olay aslında basit. bir adam yaşamına son veriyor ve adamın arkadaşı okuyucuya o adamı anlatıyor. kitabı zorlaştıran ilerleyiş ve anlatım tarzı. eğer tek seferde okuyamayacak gibiyseniz bir kenara kaldırın ve her şeyi unutuna kadar ona geri dönmeyin. içerik sıkıcı değil ama özellikle farklı anlatım biçimleri, yetersiz noktalama işaretleri, aşırı melankoli, dünya edebiyatından önemli yazarlardan esintilerin varlığı sizi zorlayacaksa sıkılmanız olası. şans vermek gerek değil bu kitaba. gerçekten tutunabilecek (tutunamayan daha çok sevecek ama) bir ruh haline ve motivasyona sahip olmanız gerek. çünkü ondan bekleneni vermeyecek bir kitap ve aceleci bir yazar var karşınızda (yazmış da yazmış). selim'in dolduramadığı boşlukları ve içinde tutunacak duvarları kalmamış bir hayatı var. boşluklar dolmayınca tutunacak yer de kalmayınca muzdarip ruh selim, "o" selim olamayınca yitiyor. "o"nu okudukça öğreniyorsunuz. kitap hayatın dolduramadığımız boşluklarıyla ve kendine
Roman
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma