uzun zaman sonra yazmak da böyle bir kitabı yorumlamak kadar yabancı ve uzak. ve bir aşamada içi hep boş, bir yerleri eksik kalacak hissi yine kafamda. sanırım sadece yazdığımda değil okuduğumda ve okumadığımda, öğrendiğimde ya da hiç bilmediğimde, her gün dinlediğim şarkılarda veya hiç duymadığım bir seste, daha önce ezbere bildiğim şiirlerde ve artık sadece adını hatırladığım insanlarda; bir yerlerim hepsinde eksik ve hepsi bende eksik. hakan günday’ın az’ının derda’sının sevdiği biricik yazar oğuz atay’ın tutunamayanlar’ından selim’in de dolduramadığı boşlukları var. çünkü zaman ilerliyor ama o uzaklaşıyor, yabancılaşıyor böylece sorgulamaların ve tutunma çabasının sonunu bir yitme hikayesi getiriyor.
oğuz atay’ın okuduğum ilk kitabı. farklı ve karmaşık bir dil ama karakterler bizden, benden, senden, ondan. olay aslında basit. bir adam yaşamına son veriyor ve adamın arkadaşı okuyucuya o adamı anlatıyor. kitabı zorlaştıran ilerleyiş ve anlatım tarzı. eğer tek seferde okuyamayacak gibiyseniz bir kenara kaldırın ve her şeyi unutuna kadar ona geri dönmeyin. içerik sıkıcı değil ama özellikle farklı anlatım biçimleri, yetersiz noktalama işaretleri, aşırı melankoli, dünya edebiyatından önemli yazarlardan esintilerin varlığı sizi zorlayacaksa sıkılmanız olası. şans vermek gerek değil bu kitaba. gerçekten tutunabilecek (tutunamayan daha çok sevecek ama) bir ruh haline ve motivasyona sahip olmanız gerek. çünkü ondan bekleneni vermeyecek bir kitap ve aceleci bir yazar var karşınızda (yazmış da yazmış).
selim'in dolduramadığı boşlukları ve içinde tutunacak duvarları kalmamış bir hayatı var. boşluklar dolmayınca tutunacak yer de kalmayınca muzdarip ruh selim, "o" selim olamayınca yitiyor. "o"nu okudukça öğreniyorsunuz. kitap hayatın dolduramadığımız boşluklarıyla ve kendine
Sevmek zor geliyor. Alışmamışım: yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazan atlıyorum. Boşluklar oluyor. Bunları boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum. Oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum. Bütün bunlar beni yoruyor. Sen orada duruyorsun ve beni seyrediyorsun sadece. Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben, her an uyanık olmalıyım.