idil bilgin

idil bilgin
Adı Şafak Yıldızı Gibi Parlayan Mustafa Kemal!
Puan vermedi·214 syf.··
2023 20. kitabı
"Türkiye'nin karanlık semasında Mustafa Kemal adı bir şafak yıldızı gibi parlıyor." (Sf. 75) "— Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. — Onlar kim? — Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... — İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?" (Sf. 152) Köy insanı ağaçtan hayvana kadar hep menfaat bekler. "Bu ağaç ne ağacı?" diye sorar önce. Sonra meyvesi var mı, merak eder. Ve sonunda verdiği cevap çarpıcıdır: "Neden meyvesi olmayan ağaç diktiniz ki?" Ona göre meyve vermiyorsa, karnını doyurmuyorsa faydasızdır ki köy insanı faydasız şeyi sevmez. Bu yüzden kedileri de sevmezler genelde. Ne eti vardır ne sütü; bir köpek de değil ki korusun. Ne faydası var? Fayda yoksa sevgi de yoktur ona. Köpekleri de sevmezler aslında. Koruyucu bilirler yalnızca. Etinden sütünden faydalandıkları hayvanlarını korusunlar diye tutarlar yanlarında. Menfaatçidir yani köy insanı. Doğadaki hiçbir şeyin boşuna var olmadığını, bir sineğin bile doğanın dengesini korumada bir görev üstlendiğini ve doğada faydasız hiçbir şeyin bulunmadığını bilmezler. Küçük düşünürler onlar. Büyük düşünmeyi, bütünü görmeyi öğreten olmamıştır onlara. Peki onları suçlayabilir miyiz? Çocukluğundan itibaren bütün hayatını güneşin bağrında, tarlalarda, ovalarda, yahut hayvan bakmakla geçiren ve hayatı bundan ibaret sayan, başka bir dünyanın kapılarını aralamaktan yoksun kalmış, kendi küçük, cefakar dünyasına tıkılıp kalmış bir insanı suçlayabilir miyiz? Onları düşünen kimse olmadığı için belki de bu kadar bencil ve menfaatçi oldular. Yakup Kadri'nin de bu canım eserinde yazdığı gibi: "Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsan Ya Neden Yaşadığını Bilmeli Ya da Her Şey Saçma!
Puan vermedi·128 syf.··
2024 1. kitabı
"Bence insan bir inanç sahibi olmalı ya da bir inanç aramalıdır kendine. Yoksa yaşamı boştur, bomboş... Yaşamak ve turnaların neden uçtuğunu, çocukların neden doğduğunu, yıldızların neden gökte olduğunu bilmemek... İnsan ya neden yaşadığını bilmeli, ya da her şey saçma." (Sf. 46) İnanç yoksa her şey anlamsız değil mi? İnancı olmayan bir insanın yaşamak için ne gibi bir sebebi olabilir ki? İnsan hayata sadece bir çift gözle bakmamalı, kalbiyle de görebilmeli bazı şeyleri. Gözlerimiz bir ağaca veya bir çiçeğe değdiğinde kalbimiz onun minik bir tohumdan filizlenip büyüdüğünü görebilmeli. Doğanın kendisinin hayattaki en büyük sanat eseri olduğunu bilmeli insan! Gelelim asıl konumuza. Öykü denilince belki de aklımıza gelen ilk isimlerden biri olan Çehov, tiyatro eserleriyle de övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Ben Çehov serüvenine tiyatro eserlerinden "Vişne Bahçesi" ile başladım ve "Altıncı Koğuş" öyküsü ile devam ettim. Sonrasında tiyatro eserlerinden "Vanya Dayı", çok sevdiğim bir öyküsü olan "Kara Keşiş" ve son olarak yine bir tiyatro eseri olan "Üç Kız Kardeş" kitaplarını okudum. En sevdiğim eseri ise "Altıncı Koğuş" oldu ve hep de öyle kalacakmış gibi bir his var içimde. Beni çok etkileyen, severek okuduğum bir eserdi. Lakin konumuz o değil ne yazık ki. Konumuz bu edebiyat dehasının "Üç Kız Kardeş" adlı tiyatro eseri. Rus Gerçekçiliği denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Çehov, bizi bu eseriyle 20. yüzyıl Rusya'sına götürüyor ve kendimizi ayrıcalıklı sınıfın inişe geçişiyle yüzleşme çabası içinde buluyoruz. Daha doğrusu aristokrat Prozorov ailesi yüzleşiyor ve biz de kendilerinin yakın şahitleri oluyoruz. Olga, İrina ve Maşa, Moskova'da büyümüş fakat 11 yıldır küçük bir taşrada hayat sürmeye çabalayan fakat Moskova'nın özlemiyle yanıp tutuşan üç kız
Üç Kız KardeşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,8bin okunma
Eserin Esiri Oluyor İnsan!
Puan vermedi·112 syf.··
2023 19. kitabı
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum." (Sf. 110) Peyami Safa, övgüleri hak eden, eşsiz bir kaleme sahip usta bir yazar. Eserini okurken hayran kalmamak elde değil. Benzetmeleriyle insanın gönlünü fethediyor. Cümleleriyle zekasını ve yeteneğini öyle ustaca ortaya koyuyor ki insan okurken heyecana kapılıyor. Ne büyük bir yetenek! Bu eseriyle en sevdiğim yazarlar arasındaki tahtına kuruldu Peyami Safa. Lakin bizim alkışlar ve övgülerle ona tacını giydirmemiz gerekirken o bizi eserleriyle taçlandırıyor. Üslubuna öylesine tutuldum ki son sayfaya geldiğimde bir burukluk hissettim. Birçok cümlesini defalarca okudum, okudukça hayranlığım arttı. Akşamın bir hastane odasına çöküşü ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi: "Hep gittiler. Yapayalnız. Çıt yok. Odaya şimdiye kadar hiç tanımadığım yabancı bir akşam giriyor. Gittikçe artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni daha yalnız bırakıyor. " (Sf. 96) Çocuk yaşta sağ kolunda kemik veremi baş gösteren Peyami Safa, bu hastalığın üzerindeki etkisini "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" ile bize öyle güzel bir üslupla aktarıyor ki eserin esiri oluyor insan. Bu yönüyle otobiyografik bir özellik taşıyan eser, insanın ruhunu ele geçiriyor ve onu hastane köşelerine savuruyor acımasızca. İnsan korkuyor yapayalnız kaldığı o hastane odasının kapısını aralamaya: "Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felaketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum." (Sf. 96) Ve hastanenin duvarları bir canavar gibi görünüyor gözümüze. Canlanmış üzerimize geliyor sanki. Çığlıklar atıyoruz belki de: dışımızdan değilse de içimizden bağırıyoruz korkuyla: "Denizde, çıplak
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022120,9bin okunma
Sürpriz Son!
Puan vermedi·304 syf.··
2023 13. kitabı
“Shakespeare'in o unutulmaz dizelerinde dediği gibi: "Ne kadar gelişigüzel belirlesek de amaçlarımızı, onlara biçim veren ilahi bir güç var." (Sf. 158) Polisiye denildiği zaman ilk akla gelen isimlerden biridir Agatha Christie. Dedektiflik öykülerinden oluşan seriyi bitirmek isteyenleri uzun, çok uzun bir yolculuğun beklediği bir gerçek. Ve ben henüz yolun başında biri olarak şimdiye kadar okuduğum en iyi Agatha Christie romanı olduğunu söyleyebilirim. Çok daha güzellerini henüz okumadığıma inanıyorum. King’s Abbot köyünde dul bir kadının şüpheli ölümü bomba etkisi yaratır ve dedikodulara neden olurken bir cinayet daha işlenir: Roger Ackroyd Cinayeti! Emekliye ayrılan ve bu küçük köye yerleşip sakız kabağı yetiştiren Hercule Poirot, konuya el atar ve katilin peşinde geçen sürükleyici bir macera başlar. Tabi herkesin gülünç bulduğu ve zekasını hafife aldığı Hercule Poirot, ben tam her şey düğüm oldu derken küçük gri hücrelerini kullanarak cinayeti aydınlatır. Sürükleyici olmanın yanında şaşırtıcı bir sürpriz son bekler okuyucuyu. Polisiye severlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar. “Dünyadaki bütün kötülükler paranın ya da parasızlığın sonucu değil mi?” (Sf. 130)
Roger Ackroyd CinayetiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20245,6bin okunma
Hepimiz Gogol'un Paltosundan Çıktık!
10/10
·224 syf.··
2023 11. kitabı
Nihayet Dostoyevski’yi bu denli etkileyen büyük yazar Gogol ile tanıştığım o büyük gün geldi. Bu etkilenme öyle boyutlara varmıştır ki Dostoyevski’nin eserleri benzerliklerden ötürü ağır eleştirilere maruz kalır. Aksakov “Bütün Rusya Gogol’ü tanır, yapıtlarını hemen hemen ezbere bilir. Böyleyken Dostoyevski, Gogol’ün tümcelerini olduğu gibi aktarıyor ve kendine mal ediyor. Büyük sanatçının, hayranlığa değer giysilerinden parçalar aşırıp kendisine bir takım yaptırıyor ve kamu karşısına yiğitçe çıkıyor.” Diye yazar eleştirisinde. Akıcı bir üslupla yazılmanın yanında, yazarın ince zekasının ürünü olan mizahıyla ve Mazlum Beyhan çevirisiyle taçlandırılmış eser altı öyküden oluşur: *** Neva Bulvarı: Yazar “Petersburg için her şeydir.” Diye bahsettiği Neva Bulvarı’ndaki her kesimden insanları tasviri ile başlar öyküsüne. Bulvarda fark edilmeden öylece akıp giden bir kalabalığı anlatır Gogol. Ve o kalabalıktaki ürkek, çekingen ressam Piskarev’in peşine takılır anlatıcı. Piskarev ise insan selinin arasında gördüğü bir güzel esmerin peşine takılmış bilinmezliğe doğru yol alıyordur kalp çarpıntısıyla. Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı bir öyküdür. Tam akışa kapıldığımız bir anda düşten uyanırken buluruz kendimizi. Ki yazar da gerçekliğin düşlerle ters düşmesinden yakınır. “Ah, ne kadar iğrençti şu gerçeklik denen şey! Düşlere neden hiç uymuyordu sanki?” (Sf. 22) Bizim “Hayaller ve hayatlar” dediğimiz şeyin ta kendisi değil midir bu? Hayal kurarken bile bazen gerçekliğin farkındalığını yaşayıp tokadını yeriz ve ruhumuza kara leke gibi bir iç sıkıntısı bulaşır. Hayal kurmak güzeldir ama gerçeklerle ters düştüğüne şahit olunca insan kapana kısılmış kedi gibi korkulu ve endişeli oluyor. Ne yapacağını bilmez bir halde kalakalıyor. Hayallerimizle aramızdaki en büyük belki de
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,2bin okunma