"Türkiye'nin karanlık semasında Mustafa Kemal adı bir şafak yıldızı gibi parlıyor." (Sf. 75)
"— Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
— Onlar kim?
— Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar...
— İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?" (Sf. 152)
Köy insanı ağaçtan hayvana kadar hep menfaat bekler. "Bu ağaç ne ağacı?" diye sorar önce. Sonra meyvesi var mı, merak eder. Ve sonunda verdiği cevap çarpıcıdır: "Neden meyvesi olmayan ağaç diktiniz ki?" Ona göre meyve vermiyorsa, karnını doyurmuyorsa faydasızdır ki köy insanı faydasız şeyi sevmez. Bu yüzden kedileri de sevmezler genelde. Ne eti vardır ne sütü; bir köpek de değil ki korusun. Ne faydası var? Fayda yoksa sevgi de yoktur ona. Köpekleri de sevmezler aslında. Koruyucu bilirler yalnızca. Etinden sütünden faydalandıkları hayvanlarını korusunlar diye tutarlar yanlarında. Menfaatçidir yani köy insanı. Doğadaki hiçbir şeyin boşuna var olmadığını, bir sineğin bile doğanın dengesini korumada bir görev üstlendiğini ve doğada faydasız hiçbir şeyin bulunmadığını bilmezler. Küçük düşünürler onlar. Büyük düşünmeyi, bütünü görmeyi öğreten olmamıştır onlara. Peki onları suçlayabilir miyiz? Çocukluğundan itibaren bütün hayatını güneşin bağrında, tarlalarda, ovalarda, yahut hayvan bakmakla geçiren ve hayatı bundan ibaret sayan, başka bir dünyanın kapılarını aralamaktan yoksun kalmış, kendi küçük, cefakar dünyasına tıkılıp kalmış bir insanı suçlayabilir miyiz? Onları düşünen kimse olmadığı için belki de bu kadar bencil ve menfaatçi oldular. Yakup Kadri'nin de bu canım eserinde yazdığı gibi:
"Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde