10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
İmam Gazâlî / Evlilik ve Nikâh Adabı. Kitabu Adabi'n-Nikah. Çeviren: Yavuz Selim Mercan. İhyau Ulumiddin kitaplarının, adetler bölümünün ikinci kitabıdır. Nikah, dini korumaya yardımcı, şeytanı zillete uğratıcı olduğundan, Allah'ın düşmanına karşı en sağlam kale ve Hz. Peygamberin diğer peygamberlere karşı iftihar edeceği nesil çokluğunun yegani sebebidir. Bu yüzden bir Müslüman, nikah sebep ve hikmetlerini en ayrıntısına kadar araştırılmaya, Resulullah'ın sünnetini terbiye ve inceliğini korumaya, amaç ve gayeleri ile ihtiyaçlarını beyan etmeye mecburdur. Kitap, evlenme hükümlerinin bilinmesi ve uygulanması bakımından üç başlık halinde hazırlanmıştır. Birinci bölümün konusu Nikâha teşvik etmek ve ondan sakındırmakla ilgilidir. İkinci bölüm Nikâhta ve nikah yapanlar arasında (evlenenler) gözetilmesi ve uyulması gereken kuralları açıklamaktadır. Üçüncü bölümde ise Nikâh anından itibaren boşanma zamanına kadar uyulması gereken kurallara yer vermektedir. İmam Gazali, evlilik ve nikah konusunu ayetler, Hz Peygamberin hadisleri, önceki peygamberlerin hayatları, sahabelerin ve büyük tasavvuf ehlinin davranışlarıyla açıklamaktadır. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Evlilik ve Nikah Âdâbıİmam Gazali · Kuba Yayınevi · 2026329 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Devlet ve Devlet Terbiyesi
9/10
·324 syf.··
2026 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 19:29
Nihad Sami Banarlı'nın kaleme almış olduğu bu eserde yazarın farklı mecmualarda neşrettiği yazılar kitap hâlinde toplanmış. Sizlere bu makale-deneme-fıkralardan (artık ne derseniz) biraz bahsetmek istiyorum. Nihad Sami, dildeki uydurmacalığa dikkat çekmiş. Okullarda öğretilen dilin Türkçeleştirme adı altında idrâkimizi daraltan ve suni bir dil olduğunu savunmuş. Öztürkçe olsun diye dilimizin zenginliklerini yok saymışız; radyo, tiyatro ve kitaplarda bu uydurma dili kullanmışız. Açıkçası günümüzde oldukça az kelime ile dilimizi kullanmamız ve derûni hazineden yararlanmayıp yabancı kelimelere yönelmemiz bu sorunun halâ olduğunu ispatlar nitelikte. Yazar, Türk çocuğu ve insanı için en önemli örneğin ecdadı olduğunu belirtmiş. Osmanlı'dan geçmişe ne kadar Türk devleti varsa bunun iftihar kaynağı olduğunu söylemiş. Yabancı devletlerin tarihine özeneceğimize kendi tarihimizde en iyi kahraman, âlim ve karakterlerin yer aldığını söylemiş. Cumhuriyet ilkelerini benimsemek için maziyi kötüleme hastalığının çok vahim biçimde yer aldığını göstermiş. Osmanlı'yı geri ve iptidai göstermek için kimilerinin ne kadar çok çaba sarf ettiğini ve öğrencilerin de bunu düşündüğünü demiş. Devletin yalnızca bir kurum değil; talih, baht olduğunu ve Türk tarihinde saygı duyulan bir makam olduğunu vurguluyor yazar. Devlet adamları yanlış yapsa dahi galeyana gelmemeli ve Türk'e yakışan biçimde bu mertebeye saygı duymalıyız. Dış kuvvetlerin bizi kutuplaştırmasına fırsat vermemeliyiz. Tarih bilinci, dil bilinci, milli şuur, estetik, mimari, edebiyat, siyaset, politik tarih ve daha nicesi hakkında bir çok yazı var ve bunlar gerçekten derin bir Türkçe ile sanatsal zevk vererek yazılmış. Birçok yazıyı savunuyor ve ders almamız gerektiğini düşünüyorum. Bu bakımdan önemli bir kılavuz
Düşünce
Devlet ve Devlet TerbiyesiNihad Sâmi Banarlı · Kubbealtı Neşriyat · 198536 okunma
Kendime Notlar
9/10
·176 syf.·
2026 16. kitabı
Sadık Hidayet bazı edebiyat çevrelerince, “Modern İran romanının kurucusu , “Doğu’nun Kafka’sı” olarak da tanımlanır. Çok sayıda bürokrat ve bakan yetiştiren önemli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 1951 yılında İslamcı radikal Fedaiyan-ı İslam örgütünce suikast sonucu öldürülen Hac-Ali Razmara da bu aileye mensuptur. Sadık Hidayet’in kız kardeşinin eşidir. Hidayet‘in büyük dedesi Rıza-Kuli Han Hidayet de Kacar döneminin önemli bürokrat ve yazarları arasındaydı. Rıza Han’ın (1925-1941) Avrupa’ya tahsil için gönderdiği başarılı öğrenciler arasında seçildi. Belçika’da mühendislik okudu, Fransa’da ise mimarlık ve ardından diş Hekimliği fakültelerine devam etti; ancak hepsini yarıda bıraktı. Bu dönemde, yirmi dört yaşındayken geçirdiği Ruhi bunalımlar sonucu Marne Nehri’ne atlayıp intihara kalkıştı ama kurtarıldı. Hidayet’in, ömrünün son yıllarında iki temel kuruma karşı eleştirilerinin dozunu artırdığı gözlemlenir: saltanat ve din adamları sınıfı. Söz konusu Sosyal politik eleştirilerinin en yoğun biçimde görülebildiği eserde Hacı Ağa’dır. Hem Doğu hem Batı etkisinde kalan Sadık Hidayet, eserlerini Farsçaya çevirdiği Anton Çehov ve Franz Kafka‘nın yanı sıra Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant ve Dostoyeski’den de etkilenmiştir. Doğuda ise Ömer Hayyam’ı geçmişin en sevilen ve sözü en ölçülü şairi olarak kabul etmiştir. İlk kez 1945’te yayımlanan Hacı Ağa, Hidayet‘in mevcut toplum düzenine, din adamları sınıfına, kapital sisteme sert eleştiriler yönelttiği bir nevi toplumsal hicviyesidir ve başyapıtları arasında yer alır. Hacı Ağa, yaşı doksana varmış, çok eşli bir ihtiyardır. Oldukça zengindir ama yine bu nispette eli sıkıdır. Evinin taşlığında sabahtan akşama kadar oturur, türlü türlü adamlar ziyaretine gelir: siyasetçiler, bürokratlar, iş adamları kaçakçılar,
Hacı AğaSadık Hidayet · Karbon Kitaplar · 20202,880 okunma
Avrupa'yı hayran bırakan ama bizde değeri bulunmayan eser
8/10
·400 syf.··
2025 3. kitabı
·
110 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 12:58
Şeyh Sadî Şirazî tarafından yazılan "Bostan" ve "Gülistan" İslâm âlemi için son derece önem arz eden, içinde bolca hikâye ve nasihat içeren çok değerli iki eserdir. Öyle ki Osmanlı döneminde medreselerde dahi ders kitabı olarak okutulmuştur. Ayrıca Avrupa dillerine ilk defa bu iki kitap tercüme edilmiştir. Batılı aydınlar ilk önce bu kitap sayesinde İslâm dininin yüceliğini, Peygamberimiz’in büyüklüğünü ve Doğu’nun hârikulâde bilgeliğini okuyup öğrenmişlerdir. Fransa’nın dev şair ve yazarlarından Victor Hugo ile Lamartine, Peygamberimiz hakkındaki o eşsiz övgü dolu yazı ve şiirlerini bu kitabı okuduktan sonra yazmışlardır. Almanların her zaman iftihar ettikleri şair ve yazarları Goethe ise, Peygamberimizi göklere çıkaran o uzun şiirini, bu kitabı ve bunun hemen ardından çevrilen İslâm klasiklerini okuduktan sonra kaleme almıştır. Dünyanın en önde gelen şaheserlerinden olan bu kitap, verdiği öğütler, anlattığı hikâyeler, olaylar ve kıssalar aracılığıyla okuyucusuna hayatta huzurlu ve mutlu olabilmenin bütün yollarını öğretir. Bostan manzum, Gülistan ise iç içe manzum ve düzyazı şeklinde yazılmış iki kitabın birleşiminden oluşan bir eserdir. Kitabın kapağına ve sayfaların tasarımına, kalitesine ayrıca bayıldım. Çok güzel ve özenle hazırlanmış. Eserin "Bostan" bölümünü kendi orijinal dilinde okumayı çok isterdim. Türkçeye çevirilince eserin o ahengi ve anlamı pek kalmamış maalesef. İki puanı sırf bu yüzden kırdım :( Son olarak şuna da değinmeden geçemeyeceğim; Avrupa'ya İslâm'ı tanıttıran ve Batılı aydınları bu kadar etkileyen adeta bir şaheser niteliğindeki bu İslâmi klasikler günümüzde ne yazık ki çok okunmadığı gibi değerleri de pek bilinmiyor. Oysaki bu kitapların el üstünde tutulması ve hatta okullarda ders kitabı olarak okutulması gerekirdi. Ama
Edebiyat
Bostan ve GülistanŞeyh Sadi Şirazi · Beyan Yayıncılık · 20232,119 okunma
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
Yirmibirinci Lem'a İhlas hakkında (Onyedinci Lem'anın Onyedinci Nota'sının yedi mes'elesinden Dördüncü Mes'elesi iken, ihlas münasebetiyle Yirminci Lem'anın İkinci Nokta'sı oldu. Nuraniyetine binaen Yirmibirinci Lem'a olarak Lemaat'a girdi.)Bu Lem'a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِوَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ ٭ وَ قُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ ٭ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ٭ وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ٭ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ى ثَمَنًا قَل۪يلاًEy âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır. Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ul oluruz. وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ى ثَمَنًا قَل۪يلاً âyetindeki şiddetli tehdidkârane nehy-i İlahîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi'-i
Alıntı
Lem'alarBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20205,7bin okunma