Tabular, tabular... Her adımda, şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekliyen bir harem ağası.
Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lâğımında boğduktan sonra, ellerimizi yıkayıp, «efendim bizde filozof yetişmiyor» diye ah-u vahlar.
Din problemi, şer problemi, avrupalılaşma problemi; bizim de gevelediğimiz mefhumlar*. Ama, kimsenin bu problemler üzerinde kafa yorduğu yok.
Sağ, kovuğuna çekilmiş; münzevî*, mazlum, muzdarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi kekeliyor, mânâsını anlamadığı reçeteyi. Tek ortak duygu: düşmanlık. Diyalog, yok.
Tanzimattan beri hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve hazır medeniyete. Tefekkür kılıçla fethedilmez.