Sessizlik, iki ruh arasında kurulan en güçlü köprüdür; kelimelere ihtiyaç duyulmayan anlarda inşa edilir.
''Tanrı bir hipotezdir ve bu nedenle de ona inanmak için kanıtlara ihtiyaç duyulmaktadır. Yaratıcı bir tanrının varlığının tüm kanıtları bu kural çerçevesinde değerlendirilmelidir.''
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yüreğin sıcaklığı, dondurucu bir yalnızlığın ortasında uzatılan bir elin samimiyeti gibi, hiçbir kelimeye ihtiyaç duymadan insanın içindeki kışı bahara çeviren o teselli edici, şifalı dokunuştur.
Sevgi, bir çiçeğin gün ışığına duyduğu ihtiyaç gibi sessiz ve derin; hiçbir beklentiye girmeden sadece var olmanın huzuruyla, başkasının mutluluğunu kendi ruhunda hissetme halidir.
acilen temmuza girip bir 20 gün atlatabilir miyiz istek deği ihtiyaç...
Yalnızlığın iki yüzü: Kirpiler ve Sarkaçlar...
Hiç düşündünüz mü? İnsan neden hem yalnız kalmaktan korkar hem de bazen herkesten uzaklaşmak ister? Neden en çok ihtiyaç duyduğumuz insanlar, bazen en çok canımızı yakan kişiler olur? Belki de bu çelişkiyi en iyi açıklayan isimlerden biri Arthur Schopenhauer'dir. Schopenhauer'in Kirpi Teorisi, soğuk bir kış gününde ısınmak için birbirine yaklaşan kirpileri anlatır. Kirpiler birbirlerine yaklaştıkça dikenleri birbirine batar ve acı verir. Uzaklaştıklarında ise soğuktan üşürler. Sonunda ne tamamen yakın ne de tamamen uzak olacakları bir mesafe bulurlar. Peki insanlar da böyle değil midir? Birine çok yaklaştığımızda hayal kırıklıkları, kırgınlıklar ve anlaşmazlıklar yaşamıyor muyuz? Ama tamamen uzaklaştığımızda da yalnızlığın soğukluğunu hissetmiyor muyuz? İnsan ilişkilerinde gerçekten kusursuz bir yakınlık mümkün müdür? Yoksa hepimiz, görünmez dikenlerimizi taşıyan kirpiler gibi, birbirimizi istemeden incitiyor muyuz? Belki de bu yüzden bazen yalnızlığı seçiyoruz. Fakat şu soru akla geliyor: Yalnızlık gerçekten bir çözüm mü, yoksa sadece acının başka bir şekli mi? Schopenhauer'in Sarkaç Teorisi ise insan hayatının iki uç arasında gidip geldiğini söyler: acı ve can sıkıntısı. Sahip olmadıklarımız için üzülürüz; sahip olduklarımız zamanla sıradanlaşınca sıkılırız. Peki yalnızlık da böyle bir sarkaç değil midir? Kalabalıkların içinde bunaldığımızda yalnız kalmak isteriz. Ancak uzun süre yalnız kaldığımızda bu kez bir ses, bir dost, bir omuz aramaya başlamaz mıyız? Öyleyse insan neyi arıyor? Kalabalıkları mı, yoksa huzuru mu? Başkalarının yanında olmayı mı, yoksa kendini bulmayı mı? Belki de asıl sorun yalnız olmak değildir; kendimizle baş başa kaldığımızda ne hissettiğimizdir. Schopenhauer'in bu iki teorisi bize önemli bir gerçeği düşündürür: İnsan ne tamamen yalnız
Psikoloji