Bir hikaye kaç yüzyıl yaşar?
9/10
·392 syf.··
2026 18. kitabı
Efsane, adından da anlaşılacağı gibi efsanelerin peşine düşen bir kitap. Ancak okurken fark ettim ki anlatılan şey sadece geçmişten gelen hikâyeler değil; insanların neden efsanelere ihtiyaç duyduğu da. İskender Pala bu kitapta tarih, kültür ve edebiyatı iç içe geçirirken, gerçekle hayalin birbirine ne kadar kolay karışabildiğini gösteriyor. Bazı anlatılar nesilden nesile aktarılırken değişiyor, büyüyor ve sonunda anlatılan olaydan daha güçlü hâle geliyor. Kitabın en sevdiğim yanı, efsaneleri küçümsememesi oldu. Çünkü efsaneler doğru oldukları için değil, insanların neye inanmak istediğini gösterdikleri için değerli. Bazen bir toplumun korkularını, bazen özlemlerini, bazen de hayranlıklarını taşıyorlar. Okurken sık sık şunu düşündüm: Bir olayın gerçekten yaşanmış olması mı önemlidir, yoksa insanların onu yüzyıllarca anlatmaya devam etmesi mi? İskender Pala’nın dili her zamanki gibi akıcı ve bilgi yüklü. Ancak bu bilgi, kuru bir anlatı hâline dönüşmüyor. Efsanelerin peşinden giderken insan kendini tarihin, kültürün ve insan hayal gücünün arasında dolaşırken buluyor. Efsane benim için sadece eski hikâyeleri anlatan bir kitap olmadı. İnsanların neden hikâyelere ihtiyaç duyduğunu düşündüren bir kitaptı.
Efsaneİskender Pala · Kapı Yayınları · 202016,5bin okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 85. kitabı
Bazı mesleklerin görünen yüzü vardır, bir de kimsenin bilmediği, sessizce taşınan yükleri… Karanlıkta Uyananlar tam da bu görünmeyen yüzü anlatıyor. Vardiya sisteminin yalnızca bir çalışma düzeni olmadığını; insanın düşüncelerini, ruhunu ve hayatını nasıl yıprattığını güçlü bir şekilde hissettiriyor. Yorulan zihinlerin, dağılan ruhların bazen sadece bir dosta, bir ele, bir çıkış yoluna ihtiyaç duyduğunu hatırlatan bir kitap. Aynı zamanda vardiyada çalışan insanların taşıdığı yükü, verdikleri mücadeleyi ve çoğu zaman fark edilmeyen zorlukları bambaşka bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor. Okurken bir hikaye değil , o yorgunluğu ve karanlığı da hissediyorsunuz.
Karanlıkta UyananlarErsin Şahin · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 202617 okunma
Reklam
Belki Derdimize Çare Bir Çiçek
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:05
İncelememe Kitabın En Sevdiğim Alıntısıyla Başlamak İstiyorum Genç dostlarımız Allah'a (c.c.) dayansınlar, çalışmaya ve gayrete sarılsınlar. Yenildik, pes ettik, demesinler. Yedi kez düşseler de sekizinci kez ayağa kalksınlar. Hayattan geriye anlatılmaya değer bir hikâye bırakmaları gerektiğini unutmasınlar. İnsan, bu hayatı boşa yaşamış olamaz. Bizden önce milyarlarca ruh yaşadı ve gitti, bizden sonra da milyarlarca ruh gelip geçecek. İnsan hayatı, sonsuz âlemde bir ışık çakımı gibi... Öyleyse buraya güzel bir sada, hoş bir iz bırakmak gerek. Yaptıklarımızla, söylediklerimizle, dokunduğumuz kalplerle... Bunun için sâ'ye, çalışmaya sarılmak lazım... Bu satırları okuduğumda içimdeki o geçici telaşın dindiğini hissettim. Bazen hepimiz "her şey üstümüze geliyor" diye düşünüyoruz ama bu kitap bize aslında hayatın ne kadar kıymetli bir "iz" bırakma fırsatı olduğunu hatırlatıyor. Düştüğümüzde "yenildim" demek yerine, yedi kere düşüp sekizinci kez ayağa kalkmanın o asil direnişini kuşanmak... Bu, ruhu gerçekten hafifleten, insanı kendi eksenine döndüren bir bakış açısı. Hayat, evet, sadece bir ışık çakımı kadar kısa ama bu kısa sürede dokunduğumuz kalpler, ettiğimiz güzel sözler ve çabamızla dünyaya bıraktığımız o hoş sada, baki kalacak olan asıl mirasımız. Eğer siz de hayatın karmaşasında soluklanacak, "tekrar ayağa kalkmak için" bir neden arayacak bir dost sesi arıyorsanız, bu kitap tam da omuzunuza dokunup "devam et" diyecek türden. Başucunuzda dursun, her sayfada kendi hikayenize dair bir parça bulacaksınız. Şimdi Geçelim Kitaba Modern zamanın gürültüsünde yorulmuş, kendi içine dönmek isteyen herkes için bir sığınak bu kitap.Bu kitap, modern dünyanın karmaşasında kaybolan, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan ruhumuza verilmiş bir mola gibi. Sadettin Ökten, Kemal
Belki Derdimize Çare Bir ÇiçekM. Kemal Sayar · TK Kitap · 2025970 okunma
Kutsalların gölgesinde kalan çocuklar…
9/10
·160 syf.··
2026 9. kitabı
Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, çocukları her şeyin merkezine koyması. Üstelik bildiğim kadarıyla kendisinin çocuğu da yok. Bu yüzden de sık sık eleştirildiğini görüyorum. “Senin çocuğun yok, çocuk yetiştirmek hakkında nasıl bu kadar konuşabiliyorsun?” diyenler oluyor. Ben bu kitapları ilk okuduğumda anne değildim. Üstelik uzun yıllar anne olamamanın ne demek olduğunu bilen bir kadındım. O zaman da söylediklerini değerli buluyordum. Şimdi ikiz annesi olarak dönüp baktığımda da aynı şeyi düşünüyorum. Hatta belki daha güçlü düşünüyorum. Seni Asla Feda Etmeyeceğim benim için sadece bir kitap değil, bir bakış açısıydı. Kitabın merkezinde çocuk var. Ama öyle romantikleştirilmiş, süslü cümlelerle anlatılan bir çocukluk değil. Korunması gereken, sesi duyulması gereken, yetişkinlerin idealleri uğruna harcanmaması gereken bir çocuk. Kitabın en çok tartışılan bölümlerinin başında Hz. İbrahim ve Hz. İsmail kıssasına getirilen yorum geliyor. Nihan Kaya burada birçok inanan insanı rahatsız edebilecek bir yerden bakıyor. Özellikle Hacer’in konumunu sorgulaması ve “Ben olsaydım çocuğumu vermezdim” demesi pek çok kişi tarafından dine saldırı olarak görülebilir. Açıkçası ben kitaptan bunu almadım. Benim aldığım şey daha farklıydı. Çünkü yaşarken hangi inancın, hangi yorumun ya da hangi bakış açısının mutlak doğru olduğunu kanıtlayabilecek durumda değiliz. Buna ancak öldükten sonra cevap bulabileceğiz; onu da bilinçli bir şekilde deneyimleyip deneyimleyemeyeceğimizi bilmiyoruz. Bu yüzden kitapta anlatılanları bir inanç savaşı gibi okumadım. Benim için kitabın asıl meselesi şuydu: Bir çocuk kutsal bir emanettir ve yetişkinlerin inançları, ideolojileri, korkuları, beklentileri ya da hayalleri uğruna feda edilmemelidir. Belki de bu yüzden
Seni Feda EtmeyeceğimNihan Kaya · Eksik Parça Yayınları · 2021720 okunma
Şerife Bacı
10/10
·176 syf.··
2026 6. kitabı
İstiklal Yolunda Kahraman Bir Türk Kadını ​İstiklal Yolunda Kahraman Bir Türk Kadını Şerife Bacı adlı romanın Şerife Bacı'nın şahsında Türk kadınının kahramanlığını destansı bir anlatımla ebedileştirmesi Türk tarihi ve edebiyatı için önemli bir adım olmuştur. Bu bağlamda Şerife Bacı'nın destansı kahramanlığının anlatıldığı bu romanın, Türk milletinin her bir ferdi tarafından okunmasının gerekliliğini vurgulamak kaçınılmazdır. ​Murat BAŞESGİOĞLU ​"... O sırada oda kapısının önünde ayakta bekleyen Şerife atıldı: 'Ben gelirim Muhtar Emmi, ben gelirim. Hem bizim öküzlerin huyunu benden daha iyi bilen olmaz. Sürer götürürüm. Madem bize ihtiyaç var, madem asker cephede mermi bekler, madem vatan kurtulacak, elbet gelirim. Muhtar Emmi, madem yavrular vatansız kalmayacak, madem biz camimizden, namusumuzdan emin olacağız, elbet gelirim.'" ​İşte Türk kadınının fıtratını yansıtan cümleler böyle dökülmüştü Şerife'nin dudaklarından... ​Her alanda değer üreten Türk kadını savaşlarda da kahramanca mücadele etmiştir. Bu mücadele sürecinde bizzat savaşlara katılmanın yanında, cephe gerisinde hastanelerde hasta bakıcı ve hemşire olarak, fabrika ve atölyelerde mermi ve cephane üreterek, cephedeki askerlere mermi taşıyarak, askerlerin dikim ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılayarak önemli görevler ifa etmişlerdir. Türk kadınlarının düşmana karşı efsaneleştiği dönemlerden biri de Millî Mücadele dönemidir. ​İstiklal Yolunda Kahraman Türk Kadını Şerife Bacı da işte bu mücadelenin genç bir kadının ruhunda uyandırdığı destansı bir kahramanlığın sonraki kuşaklara miras kalan değerli hatırasının bir romanıdır.
Şehit Şerife BacıMuharrem Kaşıtoğlu · Pozitif Yayınları · 2023179 okunma
10/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 127. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
"BAŞLANGIÇLAR KİTABI" "Açması veya kaldırması gerekmeyen tek bir şey vardı. Ne kadar istese de bir çekmecenin arkasına saklayabileceği bir şey değildi. O, nereye giderse gitsin kırık kalbini de yanında götürmekten başka seçeneği olmadığını biliyordu. James, dört ay önce onu terk ederken ardında yalnızca bu kırık kalbi bırakmıştı." Hepimizin her gün yanından geçip gittiğimiz, çoğu zaman fark etmediğimiz insanların iç dünyalarına dokunuyoruz eserde. Çünkü hayat bize sık sık insanların görünen yüzlerini gösteriyor; oysa asıl hikâyeler, söylenmeyen cümlelerde, gizlenen yaralarda ve sessizce taşınan yüklerde saklı. Janice'i ilk kitaptan tanıyoruz. O, evleri temizleyen bir kadın olmanın çok ötesinde, âdeta bir hikâye koleksiyoncusu. İnsanların evlerinde çalışırken onların anılarını, pişmanlıklarını, özlemlerini ve sırlarını da topluyor. Fakat bu kez dikkatimi çeken şey başkalarının hikâyeleri değil, Janice'in kendi hikâyesinden kaçışı oldu. Başkalarını dinlemek bazen kolaydır. Zor olan, kendi iç sesimizi duymaktır. Kitap boyunca Janice'in içindeki o kırılgan sessizliği hissediyoruz. Başkalarının hayatlarına tanıklık eden birinin, kendi hayatını anlatmaya neden bu kadar çekindiğini sorguluyoruz. Ve fark ediyoruz ki çoğumuz biraz Janice gibiyiz. Başkalarının hikâyelerine ilgi duyarken kendi hikâyemizi önemsiz sanıyoruz. Oysa yazarın bize fısıldadığı şey çok net: Bir insanın ne iş yaptığını bilmek, onun kim olduğunu bildiğiniz anlamına gelmez. Her insan, görünenden çok daha fazlasıdır. Her kalbin içinde anlatılmayı bekleyen sayısız sayfa vardır. "Benim anlatacak bir şeyim yok." diyenler bile aslında başlı başına bir hikâyedir. Jo Sorsby, dayısının kırtasiye dükkânına bakmak için Londra'ya taşınır. Rengârenk defterler, birbirinden güzel dolma kalemler ve sıcacık müşterilerle
Edebiyat
Başlangıçlar KitabıSally Page · The Kitap Yayınları · 202691 okunma
Reklam
Reklam