Hiç bilmediğimiz bir ilim mevzuunda bile o mevzuu idrak haysiyetine kavuşabilmek için bir ilk ve ön bilgiye ihtiyaç vardır... İnsan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilemez... Bulunan ve bilinen aranır... İşte bütün bu derin hakikatleri tek çırpıda telkine döndüren bir Nasreddin Hoca fıkrası:
— "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?"
— "Hayır!"
— "Bilmediğiniz şeyi söylemekten ne çıkar?"
Kürsüden iner... Sonra tekrar kürsüye gelir:
— "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?"
— "Biliyoruz!"
— "Bildiğiniz birşeyi söylemekten ne çıkar?"
Kürsüden iner... Biraz sonra tekrar kürsüye döner:
— "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?"
— "Yarımız biliyor, yarımız bilmiyor!"
— "Bilenler bilmeyenlere öğretsin!"
Her şey gibi, yeniden keşfetmek ve değerlendirmek borcunda olduğumuz milli kahramanlarımız arasında Nasreddin Hoca bir mizah sanatkârı değil, son derece keşif ve derin bir mizah edası içinde, insana yıldırım hıziyle en muğlak hakikatleri sezdiren bir hikmet telkincisidir.
Lenin'e, sanatkârlardan kimi sevdiği sorulunca "Şarlo'yu severim ve onu asrımızın en büyük adamı sayarım!" demiştir. O Şarlo ki, Nasreddin Hoca'nın mizaç hamurundan bir lezzet belirttiği hâlde, Hoca'ya nispetle boksör Mehmet Ali'ye göre cılız bir çocuk...
Onun en sevdiğim hikâyelerinden biri, meşhur Heğbe nüktesi... Eşeğin sırtında, heğbeyi kendi sırtına alışı ve bunu eşeğin yorulmaması için yaptığını söylemesi...
Sayfa 556 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.