Hz. Osman zamanında başlayarak sürüp giden siyâsî ve fıkrî kargaşaya, bir de hicrî ikinci asırdan itibâren eski Yunan felsefî eserlerinin tercümesiyle husûle gelen "akılcılık" cereyanları eklenince, ortaya çıkan sapık fikirlere nassa bağlılık ve teslimiyeti şiar edinmiş olan selefin metodu ile karşı koymak, âdeta imkânsız bir hâle gelmiştir. Bilhassa aklı ön plâna çıkaran Mûtezile mensuplarının kesif propagandaları sebebiyle İslâm Âlemi'nde tam bir fıkrî anarşi hâkim olmaya başlamıştı. Bu durumda akaid bahislerinde nassa bağlı kalmakla birlikte akla da ehemmiyet vererek bu fikrî kargaşaya bir son vermek gerekiyordu. Bu ihtiyaç, selef metodu ile Mûtezile'nin iyi taraflarını birleştirmek sûretiyle giderildi. Bunu gerçekleştiren Ebû Mansur el-Mâturîdî, Semerkand'a bağlı “Mâturid Köyü'nde, tahminen 282 yılında doğmuştur.
Sayfa 586·Kitabı okuyor
Din
Köpekler artık yetmiyor, bu kadar basit. İnsanlar kendilerini fena halde yalnız hissediyor, arkadaşa ihtiyaç duyuyor, bu güçlüğe gerçekten dayanabilecek, destek alabilecekleri daha büyük, daha sağlam bir şey arıyorlar. Köpekler yetmiyor artık, insanlar fillere ihtiyaç duyuyorlar. Bu yüzden ben de onlara dokunulsun istemiyorum.
Sayfa 10
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dünyada çocuğuna karşı yanlış yaptığını düşünmeyen, affedilmeye ihtiyaç duymayan bir anne var mı acaba? Evet, bu anne, bu anne benim annem, çünkü o büyük çocuğunu şeytanlaştırmış, küçük çocuğuyla birlikte olan biten ve ailede ters giden her şeyin büyük çocuk yüzünden olduğuna, bu yüzden de onun af dilemek zorunda olduğuna karar vermiş. Annemin yaralarını görürsem belki de gerçekten af dileyebilirim, yaraları için gecikmiş gözyaşları döker, acısını çok geç anladığım için özür dilerim. Kendini ne kadar şaşkın ve kapana kısılmış hissetmiş olmalı.
Siren Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
“Millie!” dedi Suzette. “Ne kadar... ilginç bir kıyafet giymişsin. Bir plaj kıyafetine tonlarca para ödemeye ihtiyaç duymamana bayıldım. Tam senlik bir hareket.” İltifat mı etmişti küfür mü etmişti belli değildi. Ama haklıydı. Pareoyu indirimden almıştım. Okur notu: Suzette senden nefret ettiğimi söylemiş miydim
Sayfa 181
Tanrı İbrahim'i pek severmiş. Bu yüzden Nemrut ondan nefret ediyormuş. Adamlarına şöyle demiş: Bir ateş yakın, İbrahim'i içine atın. Kömüre çevirin onu, kül edin. Ama felaket vurduğunda diğer herkesin nasıl davrandığını sormak da önemlidir. Birçoğu sadece seyretmiş. Hatta bazıları ateşe atmak için odun getirmeye koşmuş. Mesela kertenkele. Yalnızca birkaç iyi kalpli varmış İbrahim'i kurtarmaya çalışan -kurbağa gibi. Kurbağa ağzını suyla doldurmuş ve alevlere tükürmüş ve bitap düşene kadar bunu yapmaya devam etmiş. Kertenkele gülmüş ve demiş ki, 'Sen küçücüksün, ateşse devasa; o azıcık suyunla ne yapabileceğini düşünüyorsun?' Ama kurbağa demiş ki, 'Hiçbir şey yapmasaydım, senden ne farkım olurdu?' Çok bilgeymiş o kurbağa. Her zaman vicdanımızı dinlememiz ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmemiz lazım. Yanan bir adama benzin dökmeyiz. Ona su taşırız.
Başka bir kişiden bizi bütün yapma­sını ve bizimle kusursuz bir birlik oluşturmasını beklemek bu kişiyi ümitsiz bir konuma yerleştirmektir. Bu bakış açı­sından, diğer insanın "başarısız" olması kaçınılmazdır. Başka her zaman ayrılığı koruyacaktır, her zaman bir başka olacak­tır, aşkla sarhoş olmuş kişi bu gerçeğe göz yumarak kendini aldatsa bile. Hayatımızın ihtiyaç duyduğu anlamı sağlamak başka birinin sorumluluğu olamaz.