Bu hikâyeyi kaleme almadan önce uzun bir süre tereddüt ettim. Yazacağım şeylerin en çok sevdiğim kimseleri şaşırtacağını biliyorum. Kimi benim inancımdan, kimi sağduyumdan şüphe edecek. Eğer anlatacaklarım rastlantı sonucu karşılaştığım, bende isyana yol açmış olaylar olmasaydı kendimde, onlar gibi düşünebilirdim. Bunların akla sığmayacak olgular olduğundan o kadar eminim ki en yakın sırdaşlarıma bile hiç sözünü açmadım. Şimdi sessizliğimi bozuyorsam, sebebi, ölümümle bu garip rüyanın tek tanıklık belgesini yok olmaya bırakmak hakkını kendimde bulamayışımdır.
Yaşamak hep yakınlarından geçip duranlarlayken, yaşamak hep yolunu kaybettiğini sananların saklı ışığıyken, şu bir başka içeriye her alınışımızda bizi karşılayan, her birimize ayrı ayrı açılan ve âlemler kadar açılan sen' liğin ta kendisiyken. Bizim içimiz olmayan, dışımız olmayan, sadece yaşamak olanda, yaşama değişte açılan ve aralanan kendine davet edilmedeki sınırsız yaşam-doluluk, saf canlılık, kalbî bağlılık: hür bağlılık, akışkan milliyetsizlikken.Hür kayboluşken.
Ey sâlik, senin rızkını Allah Teâlâ üzerine almış ve buna kefil olmuşken, ezelde takdir edilmiş rızkın için çalışıp çabalaman ve senden istenen amel ve ibadetlerde tembellik ve gevşeklik göstermen, kalp gözünün körlüğüne delâlet eder.