Onur Ç.

Onur Ç.
@ikonoklast
"We won't lose with what we've got, we'll just sit and watch it all rot."
"Daha sonra anlayacağım bir şeyi görüyordum - yani daha sonra yaşayacağım derin bir anlam kaybını. Ancak daha sonra anlayacaktım: anlam kaybı gibi görünen şey, anlamın ta kendisiydi. 'Anlamın eksik olduğu' her an tam da anlamın orada yattığı ve ona sadece ulaşamadığım değil, hiç bir güvence olmadığı için ulaşmak da istemediğim şeklindeki o korkutucu kesinlikti. Ancak daha sonra anlam eksikliği saldıracaktı bana. Anlam eksikliği hissi hep anlamı kavrayan olumsuz haletiruhiyem olabilir miydi? Bu da benim payımdı."
Sayfa 37·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Peki kendi hakkımda söyleyebileceğimin hepsi bu mu? Öyleyim, şöyle ya da böyle. Yanlış doğrular uydurmayı sevmem ama gerçekleri bahane olarak kullandığım da çok oldu. Gerçek, yalan için bir bahane mi? Gururlanabileceğim şeyler söyleyebilirim kendime ve onları kolaylıkla kusurlu yanlarımla ilişkilendirebilirim ama bu kusurları gerçeklerle karıştırmamam lazım. İçten olmanın beni iteceği şeyden korkuyorum: sözde asaletim, ki aştım bunu, sözde bayağılığım, ki onu da aştım. Ne kadar içten olursam olayım gururlanmaya itiyor bu beni, ara sıra ortaya çıkan kibarlıklarımla ve özellikle bazen kabalığımla. İçtenlik sadece kendi önemsizliğimden dolayı gururlanmaya itmiyor beni. Bundan tamamen geçtim, sadece kendimi affetme eksilliğinden de değil üstelik, ben ki kendimde her ciddi ve her büyük şeyi beğenmiş biriyim. Önemsizliği de geçtim çünkü itiraf benim için çoğu zaman bir gösteriş unsuruydu, acı veren itiraf bile öyle. Gösterişten arınmak istediğimden değil ama kendimi o alandan kurtarmalıyım ki hareket edebileyim. Hareket edebilirsem tabi. Yoksa istemek gösterişe tabi değil mi, gösterişin en kötü şekli? Hayır, sanırım gözümün renginin önemi olmadan bakabilmeliyim. Görebilmek için başımdan atmalıyım kendimi. Peki, olduğum her şey bundan mı ibaret? Kapımı davetsiz misafirlere açınca beni kapıda gören insanların yüzünde gördüğüm şey bende önceden yaşadığım o hassas doruğu görmeleri. O halde başkalarının benden aldığı şey tekrar bana yansıyor ve atmosferini biçimlendiriyor şöyle anılan şeyin: ben. O ön doruk hali bugüne kadarki tüm varoluşum olabilir. Öteki -isimsiz ve bilinmeyen- benim bu öteki varoluşum, yalnızca derin olan, muhtemelen bana mutfakta suyu kısık ateşte hep kaynayan birinin güven hissini veren şeydi: ne olursa olsun her zaman kaynar suyum olacak."
Sayfa 28·Kitabı okudu
"Bütün anlık kavrayışlar son kertede güçlü bir anlamanın ifşasıdır. Her bulma anı bir kendini kaybetmedir. Belki de anlayışsızlık gibi bir tamamlanma halidir yaşadığım ve ondan da önceki gibi el değmemiş ve masum olarak çıkacağım. Herhangi bir kavrayış hiç bir zaman o anlayış haline eşit olmayacak çünkü yaşam erişebildiğim tek yükseklik - tek hizam yaşamak. Sadece şimdi, bir gerçeği biliyorum ki onu da unutmaya başladım bile, ah, unutmaya başladım, hissediyorum."
Sayfa 17·Kitabı okudu
"Ama bana olan şeye nasıl bir biçim vermeli, onu da bilmiyorum. Benim için şekil vermediğim hiç bir şey var olamıyor. Ve -ve gerçek bu hiç bir şeyin var olmamasıysa tam da?! Kim bilir belki de hiçbir şey olmadı bana? Sadece bana olan şeyi anlayabilirim ama sadece anladığım şey olur -ne biliyorum ki gerisi hakkında? gerisi var olmadı. Kim bilir belki de hiç bir şey var olmadı! Belki de başıma gelen muazzam, yavaş bir çözülmeydi, kim bilir? Ve bu çözülmeye karşı mücadelem tam olarak şuydu: ona bir şekil vermek. Bir şekil kaosa dış hatlar, biçimsiz maddeye bir yapı verir -sonsuz bir cisim düşü delilerin düşüdür, ama eğer o cismi parçalara böler ve günlere, açlıklara dağıtırsam- zaman kayıp ve delilik olmaz: yine insanileştirilmiş hayat olur. İnsanileştirilmiş hayat. Çok fazla insanileştirilmiş hayatım oldu."
Sayfa 16·Kitabı okudu
"Çoğu insanlar hayatlarını kendilerine aşırı yüklenerek mah­vederler" diyor ve aşağı yukarı şöyle bir açıklama yapıyor: "Bir kaç yüzyıldır bilincimiz oldukça değişmiştir, ancak duygu yaşamımız çok daha az değişmiştir. Bu yüzden akılsal düzeyimizle duygusal düzeyimiz arasında büyük bir fark vardır. Bir çoğumuzun elinde, içinde böyle ten rengi kumaş olan bir paket vardır, yani akılsal dü­zeyimizden bakınca varlığını kabul etmek istemediğimiz duygula­rımız vardır. İki yol vardır, ama ikisi de bir yere ulaştırmaz; ya duygusal yaşamımızı tümüyle ortadan kaldırmak tehlikesini göze alarak basit, dolayısıyla da yakışıksız duygularımızı olabildiğince öldürürüz, ya da bu yakışıksız duygularımıza başka bir ad veririz. Yalanla değiştiririz onları. Onlara bilincimizin arzuladığı adı koya­rız. Bilincimiz ne kadar becerikliyse, bıraktığımız açık kapılar da o kadar zekice, o kadar çok ve o kadar saygın olur, kendi kendimize söylediğimiz yalan da o kadar akıllıca olur. Bir ömür boyu bunun­la oyalanabiliriz, hem de mükemmel bir biçimde, ancak bunu ya­parak hayata ulaşamayız, mutlaka kendi kendimize yabancılaşırız. Örneğin, diz çökmek için yeterli cesareti bulamayışımızı kolaylıkla iyi davranış olarak açıklayabiliriz, kişiliğimizi ve yetilerimizi orta­ya koymaktan korkmamızı kolayca özveri olarak açıklayabiliriz. Çoğumuz şu ya da bu durumda neler hissetmemiz gerektiğini, neler hissetmemizin doğru olmayacağını pekala da bilir, ne kadar iyi niyetli olursak olalım, mevcut duygularımızın gerçekten ne tür duygular olduğunu anlayabilmek için kendimizi adamakıllı zorla­rız. Bu hiç de hoş olmayan bir durumdur. Bu durumun en belirgin belirtisi, bütün duygulara karşı acı bir istihzayla bakmaktır. Kendi­ni aşırı zorlayan insan, mutlaka yanlış bir biçimde vicdan azabı da çeker. Kimimiz bir dahi
Sayfa 272·Kitabı okudu