Eleştirilen bir kitabın yorumu ile geldim bu defa. Ama ben kitaba resmen bayıldım. Acı Ruhlar ve Kasvetli Bedenler, karanlık romantizm türünde okuduğum ilk kitap oldu. Yazardan ise ikinci kitabım. Kalemine zaten hayrandım, bu kitapla birlikte bunu bir kez daha hissettim. Karanlık ve kasvetli bir atmosfer yaratmak için karakterleri acının içinden geçirmek gerekir ve yazar bunu oldukça başarılı bir şekilde vermiş.
İnanç Gürmen kalp hastasıdır ve Batu ona âşık olduğu için kendi kalbini ona bağışlar. Ancak İnanç'ın bundan haberi yoktur. Bir gün mezarlıkta İnanç'ı gören Doğu Üzeyiroğlu ise onu ilk görüşte sever. Fakat kaderin acı bir oyunu vardır: Doğu, Batu'nun abisidir ve kardeşinin kalbini taşıyan kişinin İnanç olduğunu öğrendiğinde aşk ile nefret arasında sıkışıp kalır.
Zaten karanlık ve zalim bir mizaca sahip olan Doğu'nun İnanç'a yaptıklarını okurken birçok kez sinirlendim. İnsan bu kadar âşıkken sevdiğine nasıl bu kadar acı verebilir diye düşünmeden edemedim. Doğu'ya kızmak bu kitapta tamamen serbest.
Ancak hikâyenin öyle bir kırılma noktası geliyor ki, Doğu'nun bastırdığı duygular birer birer ortaya çıkıyor. O karanlık adamdan tutkulu ve çaresiz bir âşığa dönüşümünü okumak oldukça etkileyiciydi. Üstelik işin en güzel yanı, İnanç'ın da yıllardır ona âşık olması. Birbirlerinden habersiz yaşayan iki âşık...
Elbette her şey yolunda gitmiyor. Kader onları bir noktada ayırıyor ve ikisi de bu aşktan vazgeçmek zorunda kalıyor. Doğu'nun direnişi, vazgeçmemek için verdiği mücadele ve İnanç'ın keskin tavırları hikâyenin duygusal yükünü daha da artırıyor.
Peki bütün yollar yine aşka çıkacak mı?
"Ben sana kaç deniz, kaç toprak, kaç kıtayım, Doğu?"
"Sen benim için haritanın kendisisin. Bir bütünsün ve asla kıtalara ayrılmıyorsun. Sayılara bölünmüyorsun. Hangi yolda yürüsem